Sentez değil, Zenginlik

Haber Kategorisi: 2005 Haberleri

 


Gencebay için, yıllarca ‘sentez’ sözcüğü tekrarlanıp dursa da, doğru sözcük ‘sentez’ değil ‘zenginlik’ti. Gencebay klasikleri de o zenginlikten doğdu

 

Orhan Gencebay yıllar sonra yeni şarkılardan oluşan bir albüm çıkardı, biliyorsunuz: Yürekten Olsun… Vazife değil merak; hemen aldım, dinledim. Geleneksel lezzete yakın bir albüm. Eskisi gibi. Ama tam da eskisi gibi değil.
‘Eski’ kelimesi bolca geçecek bu yazıda. Eskilerden söz etmişken, Roll dergisinin eski sayılardan birkaç alıntı yapacağım. Orhan Gencebay’ın Orhan Gencebay olma yolunda ilerlediği, ardından klasiklerini yarattığı yıllardan birkaç anektod, tablo vs.
Orhan Gencebay müziğe altı yaşında Samsun’da mandolin ve keman dersi alarak başlar: “Hocam Emin Tarakçı’dan bir sene ders aldım, notayı bir ayda deşifre etmeye başlamıştım. Hocam keman çalıyordu, opera sanatçısıydı. Samsun’da opera yoktu, baba mesleği olan berberliği yapıyordu.” ’40’lı yılların Samsun’unda, altı yaşındaki Orhan Gencebay berberlik yapan bir opera sanatçısından, iki saç bir sakal arasında Batı müziği eğitimi alıyor. Gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın.

“Birbirimizden güç aldık”
Neşet Ertaş, Orhan Gencebay’la nasıl tanıştıklarını anlatıyor… ’50’lerin sonu, İstanbul, Neşet Ertaş parasız, Beyoğlu Saz diye bir yerde 7.5 lira yevmiyeyle çalışıyor. Bağlama alacak parası yok, bir arkadaşının sazevine takılıyor: “Ömer Gök dedi ki, seni bir çocuk çok merak ediyor, görmek istiyor. Nihayet bizi buluşturdu Orhan’la. Orhan bugün olduğu gibi ’50’li yıllarda da yakışıklı bir gençti. Tanıştığımız gün ben çaldım biraz. Ömer Gök ‘Orhan da çalar’ dedi. Orhan sazı aldı eline, aynı bugünkü gibi fırtına gibi çaldı. Çalarken de bir yerde ‘Bu Allah’a yalvarış’ dedi. Yani çalarken sazını Allah’a yalvarttığını söyledi bana. Unutmuyorum.”
Aynı tanışmayı Orhan Gencebay anlatıyor: “Neşet Ertaş 16 yaşımda tanıdığım biriydi. Benden 4-5 yaş büyüktü. Leyla’sını arıyordu. İşte o sırada karşılaştık onunla. ‘Ben çaldım söyledim, o ağladı, o çaldı söyledi, ben ağladım’ derler ya, aynen öyle oldu… Mahzuni benden 4-5 yaş büyüktü ama uzun bir zaman beraber olduk. Hatta bazı yapıtlarında Arif’le birlikte refakat ettik… Arif Sağ’la çocukluğumuz beraber geçti diyebilirim. Sanırım o 14 yaşındaydı, ben 15. Arkadaş olduk. Güzel çalışmalar yaptık, birbirimizden güç aldık.”
Neredeyse elli yıl önce, birlikte bağlama çalıp birbirlerinden güç alan Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Arif Sağ… Beyoğlu’ndaki bir sazevinde, 16 yaşındaki Orhan Gencebay’la 20 yaş civarındaki Neşet Ertaş bir yandan bağlama çalıp bir yandan ağlıyorlar. Bunu da gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın.

Sentez değil, zenginlik
Geliyoruz ’60’lı yıllara… Daha sonra bağlama, darbuka, flüt, bas ve gitarı birleştirerek Metronom’u, Türkiye müzik tarihinin en özgün gruplarından birini kuracak olan, arabeskin perde arkasındaki babalarından sayılan Vedat Yıldırımbora anlatıyor: “Sene ’66’ydı sanıyorum. Orhan’la birlikte Ahmet Sezgin’e eşlik etmeye başladık. O ara Orhan, Abdullah Nail Bayşu’ların evinde kalıyordu. Beni de o eve aldı. ‘Gel’ dedi, ‘Burası bir piyasa okulu, burada her türlü müzik yapılıyor.’ O evde bir renk bulduk… Benim de, Orhan’ın da kafasında hep Batı’ya kayma vardı. Bağlamacıyız ama neticede şehir çocuğuyuz. Alaturka da, Batı müziği de dinliyoruz.”
Okul işlevi gören böyle bir ev… Vedat Yıldırımbora o yıllarda Mısır müziğine de büyük ilgi duyuyor, ilgisini Orhan Gencebay’la paylaşıyor.
O dönemde aynı çevrede başkaları da var, Orhan Gencebay’ın naklettiğine göre: “Burhan (Tonguç) Baba cazla, İsmet Sıral da aynı şekilde cazla, klasik müzikle uğraşan kişiler. Arada bir Okay Temiz de takılırdı. Kadro zengindi. Arto (Tunçboyacıyan) daha küçüktü… Erkin Koray’la bir dönem her gün beraberdik neredeyse… Bağlama merakı belki de bizden sonra başladı Erkin’de. Biz de tabii ondan etkilendik. Birbirimize elektrik verdik.”
Bunca alıntıyı niçin yaptım? Bir toplamın altını çizmek için: Opera sanatçısı berberden Batı müziği eğitimi, bağlama üstadları, Mısır müziği, caz, rock, alaturka… Müthiş bir zenginlik.
Yıllarca ‘sentez’ kelimesi tekrarlanıp durdu, sanırım doğru kelime sentez değil ‘zenginlik’ti. Orhan Gencebay da zaman zaman sentezden söz etti. Oysa, arkadaki zenginlik öndeki sentez hedefinden daha anlamlıydı ve önemliydi, belki. Gencebay klasikleri o zenginlikten doğdu. Orhan Gencebay’ı Müslüm Gürses’ten, İbrahim Tatlıses’ten, Ferdi Tayfur’dan ayıran da bu oldu. Hep söylediğim gibi, onların bireysel öykülerinin akışı arabeskin öyküsündeki akışla daha uyumluydu. Orhan Gencebay’ınki farklı.
Orhan Gencebay klasiklerine uzanan yol, böyle. ’80’lerin başından bugüne uzanan yol ise bambaşka. Bu hafta biraz malzeme yığmış gibi olduk, devamı haftaya…

Can Kozanoğlu


Bir önceki Mafya babasını değil Mevlânâ’yı oynamak isterim başlıklı haberimiz etiketi, mafya orhan etiketi ve ömre bedel mafya babası etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.