Maksadım keder vermek olmadı

Haber Kategorisi: 2007 Haberleri

ORHAN GENCEBAY’DAN SAMİMİ İTİRAFLAR ..

‘Şarkılarımla kederlendirmek değil düşündürmek istedim’ diyen Orhan Gencebay, otobiyografik romanı ve yeni film projeleriyle çok konuşulacak.

TÜRKİYE’NİN en sevilen sanatçılarından Orhan Gencebay nam-ı diğer Orhan Baba, Popstar Alaturka yarışmasıyla her pazar ekranlarda hayranlarıyla buluşuyor; ders veren konuşması, sakinliği, yapıcı tavırlarıyla lakabına ne denli yakıştığını bir kez daha kanıtlıyor. Gencebay şimdi de hem dizi film hem sinema filmi hem de hayatını anlattığı Benim Arabeskim adlı bir kitap üzerinde çalışıyor.

ANTALYA Altın Portakal Film Festivali için ülkemize gelen ünlü yönetmen Francis Ford Coppola’nın Baba filmini defalarca izlediğini söyleyen Gencebay, bir mafya babasını da canlandırabileceğini söylüyor. Orhan Baba’yla politikadan müziğe, memleket meselelerinden sosyolojiye keyifli bir sohbet yaptık. Müzisyen padişahlarımızdan Orhan Gencebay… Şarkılarıyla, Misak-ı Millî sınırlarının ötesinde de gönüllere taht kurmuş vaziyette. Kendisiyle memleket meseleleri, müzik, politika, kitaplar, filmler, sosyoloji, tarih konularını konuştuk

1970’leri özlüyor musunuz?

Evet. O zamanlar insanlarımızda bilgiye ‘hörmet’, kitaplara merak vardı. 1960’larda, Türkiye nüfusu 32-34 milyon civarındayken, gazete ve kitap okuma oranı daha yüksekti.

Neden öyleydi sizce?

1960’larda tüm dünyada özgürlükçü siyasi-toplumsal hareketler görülüyordu. Türkiye de bundan nasibini alıyordu. Okumanın, öğrenmenin ehemmiyeti, kıymeti yüksekti.

Sonra durum nasıl değişti?

1980’lerden itibaren tüketim toplumu olmaya yöneldik. Hazıra konma fikri yaygınlaştı. Eski arayışlar yok. Sermayenin küreselleşmesiyle birlikte insanlar çeşitli baskılar, etkiler altında kaldılar.

Yani?

En iyi hayat en çok parayı kazananın hayatı değildir. İnsanca yaşamak için elbette belli bir gelir seviyesine ulaşmak gerekir. Fakat daha fazla tüketmek bizi daha iyi insan yapmaz.

Kapitalizme karşısınız?..

Amerika’nın Irak’ta ne işi var? Irak’ta öldürülen insan sayısı 1 milyon 700 bine ulaşmış. Bir rivayete göre ise 5 milyon civarında. ABD’nin Afganistan’da, Vietnam’da ne işi vardı? Hálá sömürgeci saldırganlığıyla davranıyor. Fransa ve İngiltere de öyle.

O GARİPLERİN SUÇU NE?

Anlaşılan, işgaller, katliamlar sizi çok düşündürüyor?

Tabii ki! O gariplerin suçu nedir? Bir de şu var: Irak, benim şarkılarımın dinlendiği bir ülkeydi. Amerikan askerleri, benim dinleyicilerimi, gönül dostlarımı öldürüyor!

Vay canına!? Böyle düşünmemiştim…

Biz ‘Hor görme garibi’ dedik. Onlar hor görmemek şöyle dursun, vuruyorlar! ‘Güçlü olan adildir ve haklıdır’ felsefesiyle hareket ediyorlar. Yok etme teknolojisiyle donanmış süper güçlerde müthiş bir ilkellik görüyorum. Kár edebilmek için cinayet işliyorlar.

Haklısınız, aynen öyle oluyor…

Yaradan ‘Benim ‘Rahman’ adımı anarak zulmedemezsiniz’ diyor. Çünkü, Rahman, ‘Esirgeyen, koruyan’ demektir. Kurban keserken bile ‘Bismillah, Allahu Ekber’ demek uygun düşer. Bismillahirrahmanirrahim dememek icap eder.

Üzerinde barış sembolü olan bir kolye takmışsınız?

Uzun yıllardır takarım. Bu sembol, Nükleer Silahsızlanma Kampanyasının amblemi olarak 1958’de tasarlanmış, fakat barış işaretine dönüşmüş.

Sizce barış nedir?

Barış ölümle hayatın arasındaki sınırda yaşatılır. Barışı tesis etmek kolay değildir. Maliyeti yüksektir, bedeli ağırdır. İlim Çin’de de olsa alacağız. Barışı da aramak zorundayız.

Nasıl yani, tam anlamadım?

Haksızlığın olduğu yerde ancak geçici, göstermelik bir barış olabilir. Haksızlığa uğrayan insan, barışı umursamaz. İsyan eder. Haklıdır da.

Yani haksızlık olunca da barış ortadan kalkıyor?

Doğru anlamışsınız. Savaşın olmadığı her yerde barış vardır diyemeyiz. Sosyal barış diye bir şey var mesela. İktisadi barış, duygusal barış… Bize bunların hepsi birden lazım.

Çok ilginç hakikaten.

Güçlü, eğer haksızsa, zalimdir. Bu dünyada hepimiz bir misafiriz, zaman gelince göçeriz. Egoistliği bir kenara bırakabilmeliyiz.

Milliyetçiliğin yükseldiği söyleniyor. Bu tür konularla ilgili misiniz?

Hemen söyleyeyim, Türkiye Ermenileri, bizim kardeşlerimizdir. Türkiye’ye ‘Vatanım’ diyen kişi, bu toprağın has evladıdır. Dini, kökeni, mezhebi ne olursa olsun.

BİLGİSİZ SİYASET OLMAZ

Ve ?

Milliyetçilik yanlış anlaşılıyor. Milliyetçilik vatanseverliktir. Ben de vatanseverim. Aynı zamanda, tüm dünya halklarının, tüm insanların kardeşliğine inanıyorum. Beri tarafta da ülkeme, milletime faydalı olmam gerektiği duygusu taşıyorum.

Hem evrensel, hem yerel düşünüyorsunuz?

Her millet kendi ülkesini temiz tutar, kan lekelerinden korursa, başkalarının da kanını dökmezse tüm dünya tertemiz olur. Ben kendi toprağını temiz tutmaya özenen bir vatanseverim. Böylece barışa da katkım olur.

Sizce, siyasi kavramlar etrafında neden yanlış anlamalar doğuyor?

Siyaset, bilginin ve düşüncenin önüne geçiyor da ondan. Bilgiyi kenara bırakıp siyaset yapılamaz.

Hakkınızda yapılan akademik incelemeleri okuyor musunuz?

Evet. Kimileri, kırdan kente göç süreciyle benim müziğim arasında bir paralellik kuruyor. Ben buna karşıyım… Göçmenleri temsil etmek gibi bir hedefim olmadı. Altı yaşımda müziğe başladım. Müzik tekniği, formları ve icrası bakımından eserlerimle belli önerilerde bulundum. Müziğimi değerlendirme imkanından yoksun kimselerin sadece sosyolojik yakıştırmalar yaparak beni konumlandırmalarından hoşnut değilim.

Bağlama virtüözüsünüz. Kimileri, sizin ‘en iyi’ olduğunuzu söylüyor?

Teşekkür ederim, fakat başka bağlama üstatları da var. Sanatta ‘en iyi’ olmaz. Yani yenilik getirenler arasında bir sıralama yapmak uygun düşmez.

Şarkılarınızın insanları efkarlandırdığı doğru mu?

Efkar, ‘fikirler’ demektir. Eserlerimiz, düşündürüyor olabilir. Maksadımız, kederlendirmek olmamıştır. Elbette hüzün de insanın duygu dünyasında mevcut… Kendimizi mahvedecek değiliz. Her zaman çok neşeli olmak da tuhaf olur. Bize ikisi de lazım. İnsanız çünkü.

Tamam da…

Bakın, yıllar önce ‘Orhan Abi hayatımı kurtardın’ diyen bir mektup aldım. Bunalımlı bir genç adam, intihar etmek üzere bir uçurumun kıyısına gidiyor. Kendisini atacak. Az ötede bir kır kahvesi varmış. O sırada kahvede Hatasız Kul Olmaz şarkısı çalıyormuş. Onu duyunca durup dinlemiş ve intihardan vazgeçmiş. ‘Orhan Abi beni durdurdun’ diye yazmıştı.

1968’de Başa Gelen Çekilirmiş şarkınızla çıktınız… Malikanelerden gecekondulara kadar tüm ülke şarkılarınızla çınladı…

Şöhret olmayı değil, müzikte başarılı olmayı hedefledim. Hálá aynı yoldayım.

Dönüp geriye baktığınızda ne görüyorsunuz?

‘İyiydi, çok şükür’ dedirten bir manzara görüyorum. Bir kapıyı açtım ve o kapıdan içeriye hepimiz girdik.

BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞILMAZ

Cumhurbaşkanı seçildi ve eşinin başörtülü olması tartışma konusu edildi…

Bizi buralara getirdiler. İnançlarımıza, değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyor. Kurallara da uyulması lazım elbette. Fakat bizim başörtüsü diye bir tartışma konumuz yoktu. Bir esnekliği, saygıyı ve dikkati kaybettik sanki. Bir özensizlik görüyorum. Türkiye kurulurken Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere yüz binlerce insanımız cepheye koştu. Bu ülke için kanlarını, canlarını verdiler. Devletimiz bütün inançları, değerleri korumak üzere ilkeler getirdi…

Ya şimdi?

Dindarların yanlış anlaşılabileceğini gördük. Dindar olmayanlar da yanlış anlaşılıyor. Başını örtenler de, örtmeyenler de töhmet altında bırakılıyor. Bundan rahatsızım. İsteyen istediği gibi özgürlüğünü yaşamalı. Demokrasi, bu dengeleri kurmak üzere var.

Denge derken?

Annem başörtülü, beş vakit namazını kılar. Kız kardeşim de öğretmen. Dine çok saygılıdır ama başı açıktır. Annemle kız kardeşim kavga etmiyorlar. Normali de budur. Bizim ailemizde böyle bir tartışma yok. Bence toplumumuza da dayatılmış bir şey.

O halde…

İslamiyet’te ruhban sınıfı yoktur. Yani Allah’la kul arasına kimse giremez. Kimse kimseye zorluk icat etmemeli.

KADINLAR PRENSESTİR

Aşk şarkıları yazmış, bestelemiş ve icra etmiş bir müzisyen olarak özel bir mesajınız var mı bu konuda?

Bizim kültürümüzde bütün kadınlar prensestir, başımızın tacıdır. Bir kadına ‘Başını ört’ ya da ‘Aç’ diyemeyiz. Bizi aşar. Başı örtülü kadınlara da, açık kadınlara da centilmence davranmak boynumuzun borcudur.

Çözüm bu mu sizce?

Başını örten biri, başı açıklara ‘Ben senden daha iyi Müslüman’ım’ demedikçe, başı açık bir hanım da, başı örtülü hanıma ‘Ben senden daha modernim, sen değilsin’ gibi bir iddiada bulunmadıkça saygı çerçevesinde konu tatlıya bağlanabilir.

Şarkı gibi, şiir gibi bir demokrasi öneriyorsunuz. Mu?

Demokrasi özgürlük alanı açar ama aynı zamanda bir kurallar zinciridir.

Nasıl?

Almanya’da yaşayan bir vatandaşımız anlatıyordu. Bir gün oltasını alıp göl kıyısına gitmiş. Solucanı kancaya takmış, tam atacak, bir görevli gelip sormuş: ‘Beyefendi, ehliyetiniz var mı?’ Bizimki şaşırmış: ‘Balık tutmak için ehliyet mi lazım?’ ‘E, tabii ki’ demiş görevli, ‘Ehliyetsiz balık tutulur mu?’ Böylece, vatandaşımız, ehliyet almak üzere harekete geçmiş. Haftanın hangi günleri, hangi saatlerde, kaç tane ve ne boyda balık tutacağına dair belgeler doldurup imzalamış. Demokrasinin gelişmesi, biraz da kurallarla mümkün.

Popstar Alaturka yarışmasının jürisindesiniz. Orada rahat mısınız?

Bazen rahatım, bazen değilim. Bu program sadece bir eğlence programı değil. Genç yeteneklerle karşılaşmak bizi mutlu ediyor. Biz de dağarcığımızdaki bazı bilgileri aktarma imkanı buluyoruz. Belgesel yaparak anlatmaya kalksak, bu kadar izleyiciye ulaşamayız.

DAHA ÇOK ŞÜKREDİYORUM

Genç ve zinde görünüyorsunuz. ‘Daha genç’ olduğunuz zamanları arıyor musunuz?

Allah’a bütün kalbimle inanırım. Allah’ın bir adı da Alim, yani Bilen’dir. Bildikçe Allah’a yakınlaşırız. Gençlikten sonra bizi zinde tutan; sakinleştirecek olan şey bilgi. Hoşnutluğumuza, şükrümüze; öğrenmeye devam edişimiz dayanaklık eder.

Eyvallah.

Yedi sene önce by-pass ameliyatı oldum. Kalp ameliyatı insanı değiştirirmiş. Beni pek değiştirmedi. Sadece, daha çok şükrediyorum. Hamdolsun, ikinci bir yaşam bahşetti Yaradan, biz de yaşıyoruz.

Çok fazla iltifat alıyorsunuz, ilgi görüyorsunuz. Bu sizi nasıl etkiliyor?

Aşırı iltifatlardan kaçarım ben. Bazı övgüler insanı motive eder ama aşırı övgünün oyalayıcı bir etkisi olur. Hatta eserinizin özelliği kaybolabilir, zaafa uğrayabilirsiniz. Fazla iltifattan kaçıyorum çünkü yapacağımız daha çok işimiz var.

Sizi motive eden, sevindiren iltifatlar vardır muhakkak?

Türkiyemizin yanı sıra Yunanistan, Balkanlar, Kafkaslar, Suriye, Irak’ta ve daha birçok ülkede insanların şarkılarımı dinleyip beni bağrına basmasına sevindiğimi söylemeliyim. Bir general arkadaşım, ‘Biz devlet olarak nereye gitsek, sizin bizden daha önce gittiğinizi görüyoruz’ demişti.

Yurtdışından dinleyicilerinizle ilgili anılarınız var mı?

Bir keresinde evden çıktım, bir tur otobüsü önümden geçti ve az ötede durdu. Otobüsten inen 40-50 kişi kollarını açarak bana doğru sevinç gözyaşları içinde koşmaya başladılar. İsraillilermiş. Aralarında bir büyükelçi vardı ve bana o insanları tanıttı: ‘Bu bey orgeneral, şuradaki atom fizikçisi, şu hanım kimyager…’ gibi. Şaştım kaldım.

Çok acayipmiş?

Rahmetli Barış Manço anlatmıştı: Mısır’a gitmiş, orada bazı müzik otoriteleriyle konuşmuş. (Mısır Müziğinin kökeninde Türk Sanat Müziği vardır.) Barış Manço sormuş: ‘Mister Gencebay’ı tanıyor musunuz?’ ‘Evet’ demişler. ‘Peki sizin müziğinizden etkilenmiş midir?’ diye sormuş. Onlar da ‘Nooo!’ demişler. Lübnan’da da hakkımda bir panel düzenlendiğini haber almıştım. Benim Türk Müziği’nde yeni bir açılım getirdiğim görüşü ağırlık kazanmış. Bazen Arap Şeyhlerinin ‘Baba’ya selam söyleyin’ diye selamını getiriyorlar!

Coppola’nın Baba filmini sever misiniz?

Defalarca izledim. Müthiştir. Bir mafya filmi fakat orada çok önemli mesajlar var. Aile bağlarının değeri vurgulanıyor mesela. İnsan hayatının çok sert yönlerini anlatır. Hayatın katı taraflarını daha ziyade erkekler yaşadığı için, Baba, erkek filmi görünümündedir.

Mafya babası rolü önerilse, oynar mısınız?

Mesajı güçlü bir film olursa, tabii ki.

KÜRT DE LAZ DA ÇERKEZ DE MUHACİR DE ŞEHİT

Haftalardır, Türkiye’nin gündeminde şehitlerimiz var…

Şehitler verdiğimiz için çok üzülüyorum. Terörü lanetliyorum. Terörle hiçbir yere varılamaz. Evlatlarımıza, canlarımıza yazık oluyor. Bizi ayırmaya, birliğimizi, kardeşliğimizi bozmaya güçleri yetmeyecek.

Operasyonlar sonuç verecek mi?

Terör ve tuzaklar, saldırılar bitmeyebilir de. Türkiye’mizin varlığını ve birliğini tüm görkemiyle sürdüreceğinden ise hiç kuşkum yok. Bunun için bedel ödüyoruz ve hepimiz vatanımızı müdafaa etmeye hazırız. Bize hayatı haram etmek isteyenlere cevap vermemiz gene icap edebilir.

Yani?

Şehitlerimiz bu vatan için can verdiler. Onların içinde Kürt de var, Azeri de, Çerkez de, Boşnak da, Muhacir de, Arap da, Laz da… Çünkü her biri bu toprağa vatanım demişti.

Türk-Kürt ayrımcılığı tehlikesi yok mu sizce?

İhtimal vermiyorum. Ayrıca, bu topraklarda doğmuş, yetişmiş bir kimse bu millete kurşun sıkamaz. Bence, bütün bu terörün arkasında, bu ülkenin dışındaki odaklar var. Aramızda bazı kişilerin kandırılarak kullanılabileceğinin de farkındayım. Fakat bir insan terörist ise ona artık Kürt dememek lazım. Allah korusun, o zaman Kürt kökenli kardeşlerimize ayıp etmiş oluruz.

Çok ince bir husus, hakikaten.

En önemli arkadaşlık, dedem anlatmıştı bana, silah arkadaşlığıymış. Hücum esnasında bütün askerler kenetlenirmiş. Yanındaki adamın nabzı senin kalbinde atıyor. Hiç kimse arkadaşının kılına zarar gelmesini istemiyor. Orada arkadaşlık müthiş…

Doğu Anadolu’ya yatırım yapılmadığı, yöneticilerin de hatalı olduğu söyleniyor, ne dersiniz?

Yönetimdekiler ne kadar hatalı olursa olsun, bu vatanın evlatları millete kurşun sıkmamalıdır. Devletimiz hizmet götürmelidir; bu kesin. Dertler sona erdirilmelidir. Fakat hiç kimse de ‘Beni ihmal ettiniz’ deyip silaha sarılamaz. Bu akıl almaz bir şey.

KİTABIM 2008’DE ÇIKACAK İNŞALLAH!

Kitap yazdığınızı duydum?

Doğru. Biyografik bir kitap olacak. Müzik alanında ne yaptığımı, neyi hedeflediğimi, bazı düşüncelerimi anlatacağım… Öte yandan hayat maceramızı, konu edeceğiz. Karşılaştığım engelleri de, güzellikleri de kaleme alacağım. Gelgelelim hiçbir şekilde bir dedikodu kitabı olmayacak. Onu ben yazamam.

Kitabınızın adı ne?

Şu anda kesin belli değil. Geçici olarak Benim Arabeskim!.. adını koymuştum, fakat kitap çıkana kadar yeni bir ad bulacağım sanırım.

Kitabı ne zaman okuyacağız?

2008’de çıkar. İnşallah.

Şu sıra ne tür kitaplar okuyorsunuz?

Başucumda Tarihçi Kazım Mirşan’ın kitapları duruyor. Çok ilginç tezleri var. Türk tarihi hakkında büyük iddialar öne sürmüş biridir.

Aynı zamanda aktörsünüz. Sizin sevdiğiniz aktörler?

Marlon Brando, Jack Nicholson ve Sean Penn. Brad Pitt’in de iyi bir aktör olduğunu düşünüyorum.

Yeni film projeniz var mı?

Birkaç ay önce bazı arkadaşlarla bir ön görüşme yaptık. Onlardan haber bekliyorum. Bir de dizi projesi var, senaryosu tamamlanmak üzere.

KORSANDAN UTANIYORUM

Telif haklarıyla çok ilgilisiniz…

Çünkü bu bir kul hakkı meselesi, ahlak, görgü meselesi. Bir eserin korsan olarak üretilmiş kopyasını almak açıkçası haram yemektir. Geçenlerde beni derinden sarsan bir olay oldu…

Hayırdır, ne oldu?

Bir şahıs, bir börekçiye girip bıçak tehdidiyle bir liralık börek alıp kaçmış. Daha sonra kurusıkı tabancayla gelip bu defa iki liralık börek almış. Polis yakalamış. 5-6 yıla mahkum edildiğini duydum ve çok üzüldüm. Hırsızlık kabul edilemez, ama bu adam aç idi. Demek ki mecbur kaldı. Yani bizlerde de kabahat var, onu aç bırakmamalıydık.

Telif haklarıyla bir ilgisi var mı börek olayının?

Hem de fazlasıyla. Telif haklarına saygı duymayan insanlar, o adamı börek çalmaya mecbur bırakan türde bir tutum içindeler demektir.

O kadar vahim mi gerçekten?

Düşünün, bütün birikimini eser vermeye harcayan bir sanatçının, yorumcunun ve yapımcının hakları, eser yayınlandığı andan itibaren gasp ediliyor. Bu korsan yayıncılık beni hem üzüyor, hem de utandırıyor. Bunları konuşmak zorunda kalmamalıydık. Bizim emeğimize saygı gösteren çok dinleyicimiz var elbette. Fakat telif hakkının ne olduğunu bile bilmeyenler de var.

Bu sizin için kişisel bir mesele mi?

Değil. Telif ile patent ülke ekonomisinde çok önemli rol oynayan değerlerdir. Bir ülke telif haklarına ve patente sahip çıkmıyorsa en geri ülkedir. Orada bilim, sanat ve ticari markalaşma imkanları daralır. O ülke, bir Mercedes’i, bir Boeing’i olmayacağı gibi, mesela bir Picasso da yetiştiremez.

Bilgisayar teknolojisi ve internet, korsan kopya üretimine çok elverişli fakat?..

İnternet geldi diye mertliğimizi bozamayız. Bir çelişki de şu: Biz eserlerimizde mesela ‘Besmeleyle başla / Ümidin tam olsun’ diyoruz. Bunun korsanını almak reva mıdır?

ELVIS, KARACAOĞLAN, CHUCK BERRY, YUNUS EMRE, BEATLES…

Elvis Presley ile Karacaoğlan arasında bir yerde durduğunuz söylenebilir mi?

Berhudar olun (gülümsüyor). Elvis Presley müziğiyle dünyayı harekete geçirdi. 1950’lerde ve 1960’larda rock’n roll bilinen kalıpları aşan bir yapıyla ortaya çıktı. Elvis Presley, kendisinden dokuz yaş büyük siyahi bir müzisyen olan Chuck Berry’den etkilenmiştir. Karacaoğlan da sazıyla, sözüyle bir imparatorluğa aşkı öğretti. Doğrusu, benim eserlerimde yenilikçi tutum da vardır, geleneksel özle bağımızı da korumuşuzdur.

Geleneksel öz derken?

Yunus Emre, Pir Sultan, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Aşık Veysel… Her biri bir yıldız gibidir. Onlardan kopamayız. Ayrıca, Beatles ve Jimmy Hendrix gibi temsilcileri, rock müziğe yeni açılımlar getirmiştir. Elektronik sesler de ağırlık kazanmıştır.

Elektronik sesler sizin bestelerinizde de var?

Elektronik müzik, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: Askerî araçlar, savaştan sonra sivil hayata intikal etmiştir. Telsiz mesela. Benzer şekilde, mikrofon, hoparlör de müzisyenlerin eline geçmiştir.

Star Gazetesi..MURAT MENTEŞ..04.11.2007

Bir önceki Orhan Gencebay, ABD' ye ateş püskürdü başlıklı haberimiz etiketi, konser etiketi ve orhan gencebay etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.

345 okunma | Oct 25th, 2012 | 2007 Haberleri