Uğur Yücel , Nasıl Orhan Gencebay Dinler Oldu.

Haber Kategorisi: 2008 Haberleri

 

UĞUR YÜCEL: ‘Öykü kitabım da var’ demek sıkıcı geliyor

Canım Ailem dizisiyle ekrana dönen Uğur Yücel gerçekte komik mi, asabi mi? Fatih Akın’ın hangi filminde rol aldı? Caz dinleyicisiyken nasıl Gencebay şarkıları dinler oldu? Kola reklamında oynayışını nasıl açıklıyor? Roman yazmayı düşünüyor mu? Usta oyuncu sorularımızı yanıtladı.

 

Hem çok komik yapımlarda rol aldınız, hem de sert karakterleri canlandırdınız. Gerçek hayatta nasıl birisiniz?

Her ikisi de. Algıları açık, soğukkanlı insanlara çok imrenirim. Mesafeli ve serin bir yanım vardır. Kendimi öyle sanırım. Bazen kendimi kaybedecek kadar öfkelenirim. Kendimi tanıyamam. Bilmem! Garip bir çocuktum. Delişmen bir ilk gençliğim vardı. Dedem bazen ‘mevsimsiz hareketler yapma’ derdi. Öyle! Mart’ta Boğaz’da denize girerdim.

Alacakaranlık, Hırsız Polis, Karanlıkta Koşanlar gibi etkileyici dizilerden sonra Canım Ailem’le ekrana geri döndünüz. Bu projede yer almaya nasıl karar verdiniz?

Erol Avcı iki proje koydu önüme. İkisi de güzeldi. Yazarlarını da söylemedi. Ben birini seçtim.

DİZİ TUTACAK GİBİ…

Sizin, dizilere ve televizyona ilişkin eleştirileriniz var… Buna karşılık çok güçlü bir televizyon yıldızısınız…

Oyunculuğu hayatımı sürdürmek için yapıyorum. Para kazanmanın başka bir yolunu bilmiyorum. Ama nitelikli, insan ve teknik kalitesi yüksek işlerde çalışmayı seçiyorum.

Canım Ailem’i ekranda izledikten sonra siz ne hissettiniz? Canım Ailem’de işler yolunda mı?..

Dizi tutacak gibi. En azından atv ve Erol Avcı kararlı. Çok güzel övgüler geliyor. Etrafta bayağı bir gürültü var, dilerim bu reytinge yansır.

FİLM YÖNETMEK TUTKUM

Canlandırdığınız Samim karakteri nasıl biri?

Bu sorumsuz, aklı bir karış havada, arkasına bakmadan giden adamlara hem imrenirim hem de nefret ederim. Hayat onlara bir türlü dersini vermez. Ama Samim büyük bir gerçekle karşılaşacak. Bu aynı zamanda kendiyle karşılaşması olacak. O zaman tabii ki yorucu, gözü yaşlı derinlikler ve komik çatışmalara sahne olacak bu karşılaşma.

Sinema, tiyatro, dizi ve reklam oyunculuğu; senaristlik, yönetmenlik, stand-up’çılık, yapımcılık, müzisyenlik… Çok yönlülüğünüzün temelinde ne var?

Çok yönlülük bazen başa beladır. Eğilimlerden biri tutkuya dönüşmezse hiçbirinden yeterli besini alamazsınız. Benim tutkum film yazıp yönetmek. Buna da geç karar verdim.

Bir dönem, oyunculuğu bırakmıştınız. Yaptığınız işlerden zaman zaman uzaklaşıyorsunuz. Niye böyle?

Aslında başka bir alana değil sinemaya yöneldim. Aktör olarak istediklerimi yapamıyordum ama nasıl yapılacağını biliyordum.

‘Beş tane entelektüele yaranmak için sinema yapanlar var’ demişsiniz. Kim bunlar? Hem sonra, siz de entelektüelsiniz?

Sanat sineması ve ticari sinema meselesi bizde tam algılanmamıştır. Birbirine karıştırırlar bunu. Ben çoğunlukla sanat sineması izlerim. O alan içerisinde de ticari bir sanat sineması görülür. Yani topluluğa göre oynamak. Öyle işleri de hemen seçersiniz. Ama birkaç sezgisi düşük entelektüel, övgüler dizerler filme. Zarfı yutmuşlardır. Vasatlıklar içinde, alan razı veren razı bir ilişkiye tanık olursunuz. Bu lafları ettiğim gün birilerine kızmışım gene demek ki. Kalbini kırdıklarım çok oldu. Sonra üzüntü duyuyorum öyle hallerimden. Yeteneği kıt ve kendini yutturmuş adamların kibirli kibirli dolanmalarına sahiden sinirleniyordum.

VAHŞİ KAPİTALİZM! 

Senaryolarınızın bütünlüğü ve yazdığınız diyaloglar çok beğeniliyor. Roman yazmayı düşünüyor musunuz?

Öykülerim var. Bir türlü ortaya çıkaramıyorum. ‘Bakın öykü kitabım da var’ demek sıkıcı geliyor bana. Arkadaşlarım beğeniyorlar, bir de bana çaktırmadan sevdiklerine de yolluyorlar. Şimdiden bir mırıltı yayıldı öyküler hakkında. Artık basılacak galiba. Ama bir yazar olarak söyleşi yapmak, imza günlerine gitmek istemiyorum. Fakat bunları sergilemeye çekindiğime göre tasa ettiğim birileri var olmalı. Yok aslında. Belki de vasatlıklarıyla gürültü çıkaranlara benzemekten korkuyorum.

l Kola reklamında rol aldınız. Politik bir sembol değeri de var. Tereddüt yaşadınız mı?

Ne yapalım, vahşi kapitalizm. Bazen ilkeler de yenilir. Önce bir kendimi kurtarayım. Sonra ilkeleri diriltiriz yeniden. Heykeli yerden kaldırmak için vinç operatörüne para vermek gerekiyor.

Can adlı bir oğlunuz var. Şair Can Yücel’le bir ilgisi var mıydı, çocuğunuza Can adını vermenizin?

Hayır hiçbir ilgisi yok. Birden Derya da ben de Can olsun dedik. Can Yücel oldu. İnsan çocuğunu soyadıyla birlikte düşünemiyor. O bizim Can’ımız, Can Yücel herkesin.

Dizideki Samim gibi sorumsuz, aklı bir karış havada, arkasına bakmadan giden adamlara hem imrenirim hem de nefret ederim

Fatih Akın’la çalışırken çok eğleniyorum

Birkaç yeni sinema filmi projeniz olduğunu duyduk: Sessizlik, İmparator, Ramon ve Sezen Aksu’yla ilgili bir film?

Önce Sessizlik. Ama o kar filmi. Ben de kışları başka işler yapmak zorundayım. Bilmem kaç kış daha geçer. Film çekmek bir sevda. Onunla yaşamak istiyorum sadece. Ama hayat bırakmıyor.

New York, I Love You adlı 15 kısa filmden oluşan yapımda, Fatih Akın’ın yönettiği bölümde ressam rolü oynadınız… Nedir, biraz anlatır mısınız?

Filmin yapımcıları daha önce Paris, je t’aime’i yapmışlar. Rio, Şanghay öyle devam edecek bir seri. Şehir aşkı ya da bir tür şehre aşk’la ilgili. Fatih’e New York, I Love You için teklif gelmiş. O da benim oynamamı istedi. Bir ressamla platonik aşk yaşadığı Çinli kız arasında geçen altı dakikalık bir melodram. Sonra geçen ay Fatih’in son çektiği komedide de kısa bir rol oynadım. Yine onun bir kaç yıl içinde yapacağı işlerde oynamam söz konusu. Her bir araya gelişimizde beni rolden role sokuyor ama hangisi gerçek olur bilemem. Onunla çalışırken çok eğleniyorum.

Yavuz Turgul ve Şener Şen’le birlikte Muhsin Bey ve Eşkıya filmlerinde, İkinci Bahar dizisinde unutulmaz güzellikte iş çıkardınız…

Her ikisi de çok kendine özgü ve çok yetenekli insanlar. Her ikisinden de çok şey öğrendim. Şener Abi sonsuza kadar saygı duyacağım ve oyunculuğun çalımını öğrendiğim bir ustadır.

Bir yönetmen olarak, kendinizi hangi yönetmenlere yakın hissediyorsunuz?

Tarkovsky, Bergman, Sokurov, Kurosawa, Hitchcock, Coppola, Scorsese’yi çok beğenirim. Fellini’nin başka bir etkisi oldu. Galiba yönetmenlik yapmaya Amarcord’u izledikten sonra karar verdim. Kendime Gus Van Sant, Chan-wook Park, Andrei Zvyagintsev, Marc Forster, Paul Thomas Anderson’ı, Takeshi Kitano’yu yakın buluyorum. Hepsinde ortak bir his var, bazen perdeden çıkıp oturduğun yerde yakana yapışıyorlar. Böyle filmler yapmak isterdim. Kalabalıkların duyarsızlığı beni öfkelendiriyor. Belki o öfke bana Yazı Tura’yı yazdırdı. Ama şimdi tanınmayacak kadar sakinim galiba. İçe döndüm, gittikçe daha da kapanıyorum yazdıklarımda. Ama gündelik hayatta o karanlıktan sıyrılmaya çalışıyorum. O nedenle hafif duygulu, gülümseyen roller oynamayı seçiyorum. Kendimi eğlendirmem gerekiyor.

Gencebay şarkılarıyla yaşayan insanlar gördüm

Yazı Tura’nın çekimlerine başlamadan önce, bir röportajınızda ‘…ama artık benim çok para kazanmam da zor. Çok para kazanabilmem için çıkıp bir yerlerde şebeklik yapmam gerekiyor. Başka türlü para kazanamazsınız ki Türkiye’de’ demişsiniz. Hala öyle mi düşünüyorsunuz?

Kendi ruh halimde yaşamak zor oldu benim için. Öyle ulvi ve gizemli bir uzaklık değil dediğim. Sadece huzurlu bir yerde öykülerimi yazayım, senaryolarıma dalayım, sonra sessizce filmlerimi yapayım. Kimseye görünmeden. Hayattan başka hiçbir talebim yok. Ortaya çıkıp kalabalıkta yürümek bile, gündelik konuşmalar, hayata karışıp mutluymuş gibi yapmak bile şebekliktir. İnsanları ağırlıyorsunuz. Zor. Ancak son zamanlarda oyunculuk yapmaktan oynarken gülmekten eğlenmekten çok mutluyum.
MÜZİKLER İÇİN İZİN İSTEDİM

Orhan Gencebay şarkılarını sevdiğiniz anlaşılıyor. Öyle mi sahiden? Caz dinlediğinizi söylemiştiniz bir vakit…

Caz dinleyicisi olduğum zamanlar Orhan Gencebay dinlemezdim. Açıkçası kendime hiç Orhan Gencebay müziği de satın almadım. Ama Gencebay müziği bana tuhaf kederli bir gülümseme veriyor. Oradaki kederin ölümcül olmadığını hissediyorum. Bir sokak edebiyatı yatar aslında orada. ‘Ben yanılmam arkadaş sen de bizdensin, Hatasız Kul Olmaz’, bu laflar bana Tophaneli Tayfur’u yazdırdı. Pavyonlar, eski Beyoğlu… Bitmeyen Sevdalar… Siyasetin içindeydik ve kulağımızın kenarıyla dinlerdik Orhan Gencebay’ı. Siyaseten iterdik ama biz de sokak çocuğuyduk. İnceden dokunurdu. Hepimizin ufukta batan bir akşam güneşimiz vardı aslında. Hayatımın Kadınısın filmini yaparken gittim kendisine. Görüştük. Müzikleri için izin istedim. Gönülden destek verdi filme.

BİR FİLM KARESİ DEĞİL

Hayatımın Kadınısın’da çok acayip bir yön var… Yani, Orhan Gencebay’ın rol aldığı ve kendi şarkılarını söylediği filmler gibi değil…

O film bir Yeşilçam ve arabesk öykülemesiydi. Öykü çok basittir. Bilirsin nasıl gideceğini. Müziği de ona göre seçilmiştir. Anneme, babama, doğup büyüdüğüm yerlere, çocukluğuma, gençliğime özlemdir o film. Galiba benden yeni bir bomba bekleyenlere anlatamamışım ne yapmak istediğimi.

Hayatımın Kadınısın’da Tophaneli, Asuman’a Hatasız Kul Olmaz şarkısını mesaj olarak bırakıyor. Bu şarkının, sizin hayatınızda az ya da çok bir karşılığı var mıdır?

O şarkıları dinleyen, o sözlerle yaşayan çok insan gördüm, tanıdım. Çok lezzetli bir Beyoğlu hayatım oldu. Hem de çok gençken. Sabahleyin bizi pavyondan alıp Kuzguncuk’a bırakan şoförün lakabı da Gencebay’dı. Yanımızda bize aşık kadınlar. En cool halimle uzaklara bakardım… ‘63 Impala ve pikabında Orhan Gencebay çalıyor. ‘Bir Araya Gelemeyiz.’ Bu anlattıklarım bir film karesi değil.

MURAT MENTEŞ

Kaynak : 07/12/2008 Star Gazetesi Murat Menteş

Bir önceki Orhan Gencebay'ın Bebek keyfi başlıklı haberimiz etiketi, konser etiketi ve orhan gencebay etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.