Selçuk Küpçük : Gencebayı Arabeskten Ayrı Tutmak Lazım

Haber Kategorisi: 2010 Haberleri

Selçuk Küpçük Özgün Müzik Sanatçısıdır..Aynı Zamanda Psikolog ve sosyo-müzik eleştirmenidir..aynı zamanda bu kişi daha önceki bir yazısında ” Orhan Gencebay’ın Dünya Çapında Bir Müzik Adamı Olduğunu İddia Edebilirim” demişti..
Fazıl Say’ın Saldırısının arkasindaki politik-tarihi ve psikolojik nedenleri irdelemiş yazisinda ve Gencebayı desteklemiş..

LEGALİTE HALKIN MÜZİĞİNE YENİDEN SALDIRIYO

SELÇUK KÜPÇÜK

Fazıl Say’ın Orhan Gencebay ile ilgili sarf etmiş olduğu sözler(1), bizim yabancısı olmadığımız manipüle edici bir resmi tavrın uzantısı niteliğindedir. Bu tavır geleneksel bütün veriler ile bağı koparıp çağdaşlaşma/ batılılaşma yolculuğumuzda yeni bir toplumsal kimlik oluşturmak adına her şeyin resmi erkçe despotik bir yöntemle dayatılıp, kontrol edilmeye çalışıldığı tepeden inmeci bir algılamanın de ne yazık ki günümüzdeki yeni yüzü gibidir.

Bu yeni kimlik, toplumun yıllar ötesinden süzerek taşıdığı kurumsal birçok yapı ile beraber müzik beğenisi ve tercihi üzerindeki müdahaleci pozisyonlarını da içine alıyordu. Cumhuriyet ideolojisinin devrimler, mevcut bürokratik organizmayı, işleyişi, anlayışı, ekonomik ilişkileri ve devletin yapısını tamamıyla izole edip yeni ve ulusal bir başlangıç yapmakla kalmıyor, çağdaşlaşma / morenleşme projesinin önünde bir engel olarak geleneksel müzik kültürünü de görüyordu. Çünkü 20. yy. ulusları arasında geri kalışımızın bir çok nedenleri arasında müziğimizin de dikkate değer payı vardı! Hatta Mustafa Kemal 1 Kasım 1934’te meclisteki konuşmasında “Bugün dinletilmeye yeltenilen musıki yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır”(2) deyip nihai tercihini de ortaya koyuyordu.
Kuşkusuz bu tercihin (ve aslında bütün ulusal projenin) şekillenmesinde Ziya Gökalp’in doktriner yapısının ağırlığından bahsetmek kaçınılmaz. Kaldı ki ümmet bilinciyle kaynaşık, ulus bilgisinden yoksun Anadolu halkına, ulus devletin şekillenmeye başladığı yeni konjönktürel görüngüde yer aralamak amacıyla Osmanlı ve onunla ilintili bütün değer birikimlerini atlayıp, ta Orta Asya’dan ve folklorik öğelerden esinlenmek ve beslenmek düşüncesi, ancak böylesi Türkçü bir argüman ile gerçekleşebilirdi. Göklap’e göre zaten Osmanlı /Şark musıkisi hem hasta hem de gayrı milli nitelikler taşıyordu. O’nun projesinde “Milli musıkimiz, memleketimizdeki halk musıkisiyle garp musıkisinin imtizacından doğacaktır.

Halk musıkimiz, bize birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve garp musıkisinin usulüne armonize edersek milli oluruz”(3) düşüncesi militarist bir yapılanma ile uygulanmaya konularak, müziğin olağan seyrine dışlayıcı, kategori edici bir müdahalede bulunmuş ve daha da acısı 1934’den 1936’ya kadar devlet radyosundan Türk müziği uzaklaştırılıp, yasaklanıştır(4).

Bu antidemokratik tarihe darulelhan’ın (konservatuar) 1926’da kapatılmasını ve Türk müziği eğitimi veren konservatuarın 1976 yılına kadar açılamamasını da eklemek gerekli. Oysa böylesi bilimsel gerçeklikten uzak, tek yönlü tutum yerine batı müziği eğitimi veren kurumların yanında geleneksel dokuyu da muhafaza ederek bağdaşıklığa imkan tanınsaydı ve müzik olağan akışkanlığı içerisinde bırakılsaydı zannedersem Türk müziği gelebildiği notalara çok daha evvel ulaşacak ve bugün farklı şeyler konuşuyor olacaktık. Devletin müziğe müdahale edip “ilerici müzik, gerici müzik” gibi hiç de nesnel olmayan bakışını ve değişik dönemlerdeki olumsuz tutum ve eylemlerini burada bahis konusu yapabiliriz. Ama Say’ın Gencebay ile ilgili katılmadığım görüşlerini eleştirmek için müziğimizin Cumhuriyet tarihi içindeki acılı yolculuğu hakkında düşünsel bir zemin oluşturmak amacıyla böylesi bir ön sözü zorunlu buldum.
Yok sayılan, yaşamsal alanları daraltılan geleneksel müziğin, zaten usta-çırak ve meşk yöntemi ile sürekliliğini sağlayan organizma kesintiye uğratılmış ve devletle karşı karşıya geldiği her an dışlaştırıcı bir refleksle yüzleştirilmiştir. Acılar çekerek bugüne gelebilmiş bir müzikal yolculuğu bilmeden, müzikal durumunu peşin hükümler etrafında sonuçlandırmak güncel kısır tartışmalardan pek öteye geçemiyor ne yazık ki. Müziği devlet kafasıyla okumak Türk müziğini geliştirseydi, bütün yolların resmi onaydan geçtiği bir çağdaşlaşma / batılılaşma projesinde her şeyin beklendik üst konumda seyir etmesi gerekirdi.

Açıkça görülüyor ki otoritenin dayatmış ve tercih etmiş olduğu müzik anlayışı Türk toplumu tarafından içselleştirilmemiş, salt seçkinci, statükocu bir avuç zümre tarafından bilişsel düzlemde benimsenebilmiştir. Kuşkusuz klasik batı müziği ve opera önemli sanat dallarıdır ama bu toplum ile tanıştırılmaları ne yazık ki hiç de entegre edici yöntemler dairesinde gerçekleşememiştir.

Bu anlamda Gencebay’ın müziğini eleştirirken müdahale eden legalizmi de sorgulamanın zamanının geldiğini düşünüyorum. Sosyolojik gerçeklikten yoksun, kurmaca, yapay hareketlenmelerin kalıcı ve iyileştirici etkiler sunduğunu söylemek her zaman güç olmuştur. Orhan Gencebay etrafında anlamlandırılan müzik hareketi resmi ideolojinin / otoritenin / legalizmin müziğine karşı koyuş müziği şeklinde belirmiştir. Toplum, “eğitimsizliğinin” ötesinde, iletişim kurabildiği, tanımlayabildiği ve anlamlandırabildiği bir müzikal tavrı kendi elleri ile oldukça spontane ve bütün engelleme, yok saymalara rağmen (TRT ambargosu mesela) sahiplenerek oluşturmuş, devletin müziğine karşı naif bir protesto içeren gayr-ı resmi müziğini keşfetmiş / keşfetmek zorunda kalmıştır.

Arabesk müzik belki hiçbir zaman tematik olarak devlet karşısında bir söylemi tercih etmemiş (tıpkı Türk toplumu gibi) ama varoluş olarak yine de legal mekanizmaların dışında kalmayı seçmiştir diyebiliriz.

Burada tabi ki arabesk müzik tanımı içine giren yığınla kötü, düzeysiz, niteliksiz eser ve icracıdan bahsetmiyoruz. O ayrı bir konu. Ancak, insanların “eğitimsizliğinden” dolayı bu müziğin dinlendiğini sarf etmek açıkçası cür’etli bir laf.

Ayrıca Gencebay’ı hem sanatsal duruşundaki karizma, hem de eserlerindeki müzikal zenginlik itibariyle mevcut / kastedilen arabesk müzik tanımından ayrı tutmak ve değerlendirmek gerektiği düşüncesindeyim. Zaten O’na göre de kendi kişisel müziğine “serbest çalışmalar” demek daha mantıklı. Say, Dergâh edebiyat dergisinde yayınlanan Gencebay söyleşisini(6) okuyabilmiş olsaydı O’nun diğerlerinden ne denli donanımlı, tutarlı ve geniş ufuklu, entelektüel dile / tavra ne denli yakın yürüdüğünü anlayabilirdi.

Eserlerini kısır bir form etrafında döndürmediğini, yaylıları kullanırken çoğu zaman bir Ortadoğulu sesinden ziyade, batılı bir ses arayışından olduğunu (ama bunu yaparken kompleksli bir kafa ile değil müziğini zenginleştirmek maksatlı denediğinin bilincinde olarak), bugün aranjelerde yenilik gibi sunulan bakış açılarını O’nun ta 1970’lerde denediğini, hint çalgısı sitar’dan, yunan çalgısı buzuki’ye kadar bir çok enstrümanı orkestrasyonda kullanarak dünya müziğinin imkanlarını zorlamaya çalıştığını, albümlerini nesnel bir bakış açısı ile dinleseydi anlayabilirdi belki Say. Her şeyden evvel zaman karşımızda statüko tarafından sonsuz imkanlar tanınmış Say var ve bir de resmi imkanlardan uzak tutulmuş, ötekileştirilmiş bir Gencebay. Birinin yaptığı müzik ile bu toplum iletişim kurmakta her zaman kısır kalmış, diğeri bizatihi toplumun sivil ve naif protestosunun müziğini keşfetmiş.

Gencebay, profesyonel anlamda müziğe başladığı andan itibaren mevcut vereli müzik ile yetinmemiş, Türk müziğinin halk müziği ve sanat müziği gibi statik tercihlerinin dışında daha farklı, daha dinamik, bireyin o yıllarda hem toplumsal hem de içsel macerasını tanımlayabileceği daha etkileşimi bol bir müzik anlayışının arayışında olması gerektiğini sürekli belirtmiş ve bu anlamda bir karşı-proje ile varoluşunu oluşturmuştur. Belki ilk çıkışında bu projenin bilgisinden yoksundu, ama yaptığı çalışmaların farklı bir izlek üzere yürüdüğünü kavrayabilecek alt yapısal unsurlara da sahipti. Her şeyden evvel yaptığı müziği tanımlayabilecek ve anlamlandırabilecek hem müzikal açıdan teknik hem de sosyolojik bağlamda analitik çıkarımlar yapabilecek kadar donanımlıdır diyebiliriz. Bizim, yazının başında bahsettiğimiz devlet ve müzik ilişkisine yönelik birçok yanlış müdahaleleri kendisi ile yapılan hemen her söyleşide O da belirtiyor ve bu günkü müzikal skalayı anlamaya çalışırken sebepleri yine oraya kadar götürüyor.

Müzik, içerisinde varolduğu toplumun duyargalarına ulaşabildiği zaman ancak anlam evreninde özgül ağırlığını bulabilir. Bu bağlamda toplumsal duyu üzerinde kendisine yer aralamak isteyen sanatsal bir çaba, iletişimin gerektirmiş olduğu karşılıklı etkileşimi de (duygusal ya bilgisel alış-verişi) göz önünde bulundurmak zorundadır. Aksi halde bu, iletişimden ziyade salt, “çaba” olarak kalacak bir döngüsellikten öteye geçmeyecektir.


Dipnotlar :
1-Fazıl Say’a göre Gencebay’ın dinleyici kitlesinin genişlemesinin sebebi eğitimsizlik (Elif Korap ile söyleşisi. Milliyet. 07.12.2002
2-Ruhi Ayangil. Müzik Devriminin 60. Yılı. Yeni Türkiye Dergisi. Kasım-Aralık1994. Sayı 1
3-Ziya Gökalp. Türkçülüğün Esasları. Varlık Yay. 6.Basım. 1966
4-Nazife Güngör. Arabesk. Bilgi Yay. 2.Basım.1993
5-Gencebay’ın Y.Göktürk ve D. Bengü ile söyleşisi. Roll dergisi. Haziran 2002. Sayı 65
6-Dergâh Edebiyat Dergisi. Aralık 1995. Sayı 70
(imlasız edebiyat dergisi. temmuz/ağustos 2003. sayı 2)

http://selcukkupcuk.blogspot.com/2008/01/legalite-halkin-mziine-yeniden.html

Bir önceki TRT’nin yasakları umrumda değil başlıklı haberimiz etiketi, konser etiketi ve orhan gencebay etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.