TRT’nin yasakları umrumda değil

Haber Kategorisi: 2010 Haberleri

TRT sansürünün asıp kestiği yıllarda, adı bile yasaktı. Ama milyonların gönlünde çığ gibi büyümek en büyük ödüldü onun için. Ve gün geldi bu çığın önünde duramayıp, ekranı sonuna kadar açtılar Gencebay’a.

Röportajımızın son bölümündeyiz artık. Orhan Gencebay ile yaptığımız bu ikibuçuk saatlik sohbet sırasında, ‘hayat arkadaşı’ Sevim Emre de bir ara yanımıza gelip, tebessüm ederek bizi dinledi.

Gencebay, 1970’li yılların modasına uygun kendine özgü kıyafetiyle oturmuştu kanapeye… Şarkılarının arkasında bir felsefe ve hayat görüşü olduğunu hissediyordum. Ancak, bu röportajda fark ettim ki, Gencebay hayatını tesadüflere değil, sağlam bir dünya görüşüne göre yaşıyor. İlk gençlik yıllarında Orhan Gencebay’ın şarkılarını dinleyen ve hâlâ O’nu çok seven bir gazeteci olarak, röportaj sonunda kendisine teşekkür ettim, beni hayran olduğum kişiliğinde hayal kırıklığına uğratmadığı için… Geçiyoruz sohbetimizin son bölümüne…

ŞANKILARIMIN BESTESİ BANA AİT

Şarkılarınızın söz ve müzikleri size mi ait?

Müzikler yüzde yüz bana aittir. Sözlerin ise yüzde 10’u ya da 15’i bana ait değil. Çok sevdiğim bazı şair arkadaşlarımın şiirlerini de kullandım… Burada yine müzikle ilgili olarak şunu söylemek istiyorum. Halk müziğinde, sanat müziğinde muazzam bir zenginlik var. O muazzam zenginliği daha da ilerilere götürmek istiyorum. Bilinen formlarda ya da yeni formlarda üretimler yapmak senfoni veya konçertolar hazırlamak istiyorum. Yapmadığım bu. Ondan sonra müzik okulları açmak. Müzik okullarında bilineni anlatmak ve bu arayışlarıma ilave yapmak istiyorum. Müzik okulu kurup, hem bilineni, klasik değerleri anlatmak, hem de onun üzerine bu yeni arayışları, bulduklarımı koymak istiyorum.

Bu bir ütopya değil yani?

Hayır, hayır… Ütopya değil, gerçek. Benim ideallerim. Bu bir sene içinde olursa diye düşünüyorum. Olmazsa, ben de müzik arayışlarıma devam edeceğim.Kendimi ifade edemeyeceksem niye çıkayım televizyona

Son bir kaç yıldır sizi ekranlarda görmeye başladık. Çok öne çıkmıyordunuz? Bunun nedeni nedir. ‘Ben varım’ demek için mi çıktınız?

Hayır. Kendiliğinden oluştu. Talep de çok tabii… Bu talepleri, halkımızın karşısına bazı programlara çıkarak değerlendirelim istedik. Fakat, şunu söyleyeyim ki, bizim çıkabileceğimiz program adedi de fazla değil yani. Şu anda da pek çıkmıyoruz açıkcası. Kendimizi tam ifade edemeyeceksek, çıkmaktansa çıkmamayı tercih ediyoruz. Eskiden bu denli medya zenginliği yoktu. Tek televizyon kanalı TRT’ydi. TRT’de pek görünen biri de değildim. TRT’nin kendisine koymuş olduğu kurallarla ters düşüyorduk. Ters düştüğümüz için TRT’ye çıkamıyorduk. Ben de ‘Umrumda değil’ diyordum. TRT, kimsenin babasının malı değil, bu halkın malı, devletin malı. Bu devlet de bu halkın malı. Bizim malımız ama bunlar kuralları koymuşlar. Bunlar yanlış diyorum.

FELSEFESİ BİLGİYLE GELEN ŞARKI

Siz doğayı ve insanı çok önemsiyorsunuz. Ama bazen insandan söz ederken onu bir ‘ünite’ olarak tanımlıyorsunuz. Sert bir materyalist bakış değil mi bu?

Ben aynı zamanda amatör bir astro-fizikçiyim. Astro-fizikçi ifadesiyle bunu söylemek istedim. Başta renk teorisinde bir patlama oldu ve arkasından evrene her şey saçıldı. Kodlanarak bilgiler aktarıldı ve o bilgiler halen devam ediyor. Biz de olması gereken yerde olan bir üniteyiz. Bir günde olmaması gereken bir zamanı yaşayabiliriz. Bunların hepsi olası şeyler. 70-80 yıllık insan ömrü için bunları düşünmenin gereği var mı, yok mu? Bence belli bir ölçüde var. Çünkü her şey bir düzlemin üzerinde bir puzzle’ın üzerindeki değerler. Biriyle ilgilenirken, öbürüyle de ilgilenebiliyorsunuz. Çünkü hepsi birbiriyle ilintili. Yaşam diye adlandırılan işte bu puzzle üzerindeki değerler. Birbirinden kopuk değil. Şimdi başka bir yere geldik… Özü bunun neresinde? İnsan denen suretten gelen Orhan’ın ürettiği duyarlılıkla, ürettiği ve vardığı yer… Kendi ülkesinde, kendi insanına anlatmak istediği mesajlar biraz da bu bakıştır. (Orhan Gencebay, sohbetin bu kısmında bir şarkısının sözlerini okumaya başlıyor. Bu sözlerin ardından Gencebay’a beste yaptıran ve bu sözleri yazdıran felsefi anlayışı da yakalıyoruz…)

“Ben toprağın sinesinde insan denen bir canım/Hem düşünür, hem severim/Budur taştan farklı yanım/Her maddenin zerresini bedenimde taşıyorsam/Ben ne bir taş ne bir ağaç/ insanlığımla insanım…”

Sizin şarkılarınızda zaman zaman siyasi mesajlar da olduğunu söyleniyor…

Siyasete çekiyorlar. Aslında ben bu şarkıları bir siyasi görüş ortaya koymak için yazmıyorum. Ben, ülkemdeki durumu görerek, insanların acı çektiğini görerek, ‘Bu dünya böyle olmamalı, bu yanlış’ diyorum. Hiçbir siyasi temeli yok yazdıklarımın. ‘Neden bunlar oluyor?’ diye soruyorum. Olumsuzluklara daha iyi bir dünya için karşı çıktım.

78’de yazdığım şarkıda, “…Elimde bir kandil dolaşıyorum şu bozuk yollarda, dertler içinde/ Sağımda solumda can verenler var/ Her dostun ayrı kavgası, aynı biçimde” dedim…

Ve yine daha sonraki yıllarda Nasrettin Hoca’dan ilham alarak yazdığım, ‘Sen de Haklısın’, şarkısında da bir mesaj vermeye çalıştım. Hiçbir şeyden soyutlamıyorum kendimi, olumlu olumsuz. İnsan bu, böyle yapıyor. İyi yönü de var, güzel yönü de var, çirkin yönü de var. Önemli olan, insanın o kötü yönlerinden arınması… Onu nasıl yapacağız? Onu yaptığımız zaman daha mutlu bir toplum kurulmuş olacak diye düşünüyorum. Bütün dünya için, ülkemiz için, herkes için…

ŞARKILARIMDA SÖZLER KADAR MÜZİK DE ÇOK ÖNEMLİ

Daha çok şarkılarınızdaki sözlerin mesajlarıyla ilgileniyorlar…

Tabii ama bunların hepsinden bir Orhan Gencebay çıkmalıdır. Fakat birileri, özellikle sosyologlar ne virtüöziteyle ilgileniyorlar, ne müzik adamlığımla, ne aranjörlükle… Sadece ve sadece benim şarkılarımın üzerindeki mesajları ele alıyorlar. Ona göre yönlendiriyorlar.

Ben müzik derken şunu kastediyorum oysa ki: Müzik iki şekilde yapılır. Biri insan sesi için yazılır. İkincisi, enstrüman için yazılır. İkisinin de ayrı ayrı hedefleri olmasına rağmen, müziğin en büyük derinliği enstrüman için yazılandadır. Şarkı, bir lisanla anlatıldığı için daha ziyade etkisini ortaya koyar. Ama, müziğin enstrüman dalı, müzikte enstrümanla anlatılan eserlerin derinliği muhayyileye sığmaz. Çok daha farklı yorumlanabilir. Maalesef, henüz o zenginliğe, henüz o kültüre tarihte sahip değiliz. Üzülüyorum ona. Bu konuda şunu da söylüyorum. Bizler, ülkemizde ne zaman enstrümantal müziğe değer verirsek, müzik kültüründe daha gelişmiş anlatıma da kavuşabiliriz.

Röportaj: Hakan AKPINAR
Fotoğraflar: Murat ÇETİN

http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=64&yazitar=28.04.2005&yaziid=12242

Bir önceki Orhan Gencebay Korkuttu başlıklı haberimiz etiketi, orhan gencebay etiketi ve pop stardan trt ye gecen sanatcı etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.