Musikinin Son Dede Efendisi

Haber Kategorisi: 2011 Haberleri
Türk müziğinin son dede efendisinden siyasetten müziğe çok çarpıcı açıklamalar.
Türkiye’de en çok seveni ve dinleyeni olan, çizgisinden hiçbir zaman taviz vermeyen Orhan Gencebay ile Babalar Günü’ne özel, çok baba bir söyleşi yaptık. “Ciddi görünsem de gırgır-şamata birisiyim, iskele babası değilim.” diyen Orhan Baba, çocuklarına ünlü olmasından dolayı dışarıda yeterince sevgi gösteremediğini ama şimdi torunuyla rahatça dolaşabildiğini söylüyor.

10 yaşında bile lakabınız ‘baba’ imiş. Doğuştan babasınız herhalde? (Gülüşmeler)

Çocukken arkadaşlarımı çok severdim, onlar da beni severdi. Samsun’da mahalle kültürü çok yaygındı. Mahallenin her şeyine sahip çıkmaktan tutun da yardımlaşmaya kadar her şey vardı. Bilek gücüm çok kuvvetli idi emsallerime göre. Bir kavga olduğunda ‘Orhan’a çıksana’ denilen kişiydim. Zorla kavgaya iterlerdi yani. Kavgadan hoşlanmamama rağmen olsa arkadaşımızın şerefini kurtarırdık. (Gülüşmeler) Baba Orhan derlerdi, sonradan Orhan Baba olduk. Küçükken bile felsefi cümleler konuşurmuşum. 8 yaşında iken her şeyi bırakır, Âşık Veysel Baba’yı dinlerdim. Veysel Baba’nın sazının tınısı bile beni acayip etkiler, binlerce yıl öncesine götürürdü.

10 yaşında ‘Kara kaşlı esmer yar’ı yazıyorsunuz. Bir çocuk için boyundan büyük cümleler değil mi bunlar?

Şekillenmemiş duyguydu o, komşunun kızına yazmıştım onu. (Gülüşmeler) O geleneği takip ediyorduk. Bu geleneğin zamanımızda icrası değişti, aşk ve vefa değişmez. Bunun temeli anne-babadır. Karşılıksız sevginin en büyük örneğidir onların sevgisi. Dolayısıyla insan nesli devam ettiği sürece bu sevgi kaybolmayacak demektir.

Sizin babanız nasıldı peki?

Harika insanlardı annem babam. Sevgilerini göstermezler ama çok severlerdi. Uykuda severlerdi. Bizden önce her nesil savaş gördüğü için bu insanlar normal değildir zaten. Her Babalar Günü’nde Süleyman Demirel’i ararım. Babamın yadigarıdır. Babamı çok severdi. Telefona çıkardım. ‘Naber Orhan Baba?’ derdi. Ben ona baba, o bana baba derdi. O, büyükbaba artık. Pazar günü arayacağım, o geleneği bozmuyoruz.

Peki siz gösterdiniz mi çocuklarınıza?

Evet gösterdim ama benim özel bir durumum vardı. Tanınan biri olduğum için her yere çocuklarımla gidemiyordum. Ben her şeyi rahatlıkla yapamadım. İhmal değildi tabii bu. İki oğlum da bunu anlayışla karşıladılar. Torunumla şimdi babası, benim ilgilendiğimden daha farklı ilgileniyor. Torun sevgisi bambaşka bir şeymiş. Onda bütünleniyor herkes, orada odaklanılıyor.

Peki şimdi dede-torun sevgisini dışarıda rahatlıkla gösterebilir misiniz?

O bana dedeciğim dediği zaman çok mutlu oluyorum. Her şeyi yaparım. Bundan büyük mutluluk duyarım. Evvelce Orhan Abi idim, sonra Orhan Baba oldum, şimdi de Orhan Dede’yim.

En baba dede mi oldunuz yani?

Evet, en baba dedeyim. Ama benim gibi yapan bir sürü de dede vardır.

Size Türk müziğinin son dede efendisi de diyorlar…

İşin garibi, benim çeşitli lakaplarım vardır. ‘Kont Orhan’ derlerdi lisedeyken, ‘Koca Yürek’ derler. Yıllardan beri müzikten dolayı ‘Dede Orhan’ derler. Dede temeldir müzikte, benim de müzikte birçok getirilerim olduğu için dede oldum. Hammamizade İsmail Dede Efendi’ye de bu yüzden demişlerdir, pirimiz o. Türk müziğinin gelişmesi için çok gayretim ve fikirlerim oldu. İcra tekniği olarak daha zengin bir sunum ortaya koydum, eser yapılarında yeni formlar oluşturdum.

 
 
Müziğiniz değişti ama baba imajınız, fiziğiniz hiç değişmedi yıllardan beri. Bu, çocukluktan taşınan bir imaj mı?

Ben de alıştım bu görünüme, herkes de alıştı, benimsendi. Şükrediyorum ki Yaradan’a, hücrelerim bu noktada bizi ne kadar götürecek bilmiyorum ama şimdilik iyi gidiyorum. 39 yaşımıza geldik (Gülüşmeler) ve devam ediyoruz. Bıyıkları kesemiyorum, çünkü ‘bıyıksız Orhan Baba’ olmaz diyorlar.

Sakal bırakıp dede olsanız?

Ne güzel olur, sakal bilgelikle örtüşür. Biz sakalsız dedeyiz. Başka gönülleri kırmamak için kendi gönlümü kırdım; by-pass oldum. Ama şikâyetim yok, şikâyetçi değilim.

 
 
“Şikâyetim Yaradan’a” diyorsunuz yani…
 
Ama Yaradan ne derse o olur. ‘Batsın Bu Dünya’daki sözler kader ihtimalleriyle bağlantılıdır. Allah’a isyan olur mu? Her zaman O’na bağlıyız ve şükrederiz. Bilimsel kaderciyiz. Kader, batıl olamaz. Var olan katrilyonlarca her ihtimalin içindeki bazı ihtimallerde yaşarız. Yaradan’ın sistemi bu. Bunları kendimize göre değerlendiriyoruz. ‘Kaderin böylesine yazıklar olsun’ derken içinde bulunduğumuz olumsuz ihtimali seçmiş olmaya şikâyet ediyorum. ‘Kısmetimize bakar mısın?’ demek bu. O kader ihtimalini de Yaradan’a şikâyet ediyorum. Tek şikâyet mercii O. ‘Şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim’ derken yine muhatabım kader. Kadere sitem ediyorum. Allah’a saygısızlık yapmaktan korkarım, korkmak için korkmam. Ben bilerek inanan biriyim, ne kadar biliyorsak işte. Ben Allah’tan iki şey istedim ama her şeyi istemişim aslında. “İyi bir eş ve iyi bir ölüm” istedim. 27 kez fiziksel olarak ölümle karşılaştım ama ölmedik. Yaradan’a teslimiyet için teslim olan birisiyim
 
Herkesin babasısınız ama kendi çocuklarınız için nasıl bir babasınız? Çok ciddi görünüyorsunuz nihayetinde…

Ciddiyiz ama duvar değiliz. Ben gırgır şamata bir adamım, arkadaşlarım öyle derler. Yakın olmayanlar ciddi adam diye bilirler. Sulu bir adam mı olayım yani? İskele babası değiliz. Çocuklarım için canımı veririm. Onlar da sevgi-saygı doludurlar.

Sevenleriniz sizi hiç canlı konserde dinlemedi. Neden bir konser vermiyorsunuz?

Benim yanımda olan kim varsa sazı elime alınca saatlerce çalar söylerim. Ben mutfağı daha çok seviyorum, konser vitrindir. Emeği, üretmeyi seviyorum. Yıllardır yaparım dedim ama çok erteledim. İstediğim ortamı bulursam yaparım. Halkımızın huzuruna sürümde de en iyi şekilde çıkmak istiyorum. En görkemli dekor, ses sistemi, enstrümanistler filan. Bunu yapmak için çok masraf gerekir. Bir sponsor olursa olur ancak. Organizatörlerin hazırlayacağı çalışmaların benim istediklerimi karşılayacağını sanmıyorum. 15-20 konser yaparım o zaman.

 

Türkçe Olimpiyatları’nda jüri üyesi olmayı çok isterim

 Sizin aktörlük deneyiminiz de var. Baba filmini nasıl bulursunuz?

Orada bir mafya babalığı var, farklı kuralları var. Biz o mafya babaları gibi katılığımız. Bizim değişmez kurallarımız, insan değerlerini bilmemizdir. İyi senaryo, mesajı iyi olan film ya da dizi olursa oynarım. Müziğin teorisiyle uğraşmak istiyorum. Bunlar zaman alacak şeyler ama. Bizim müziğimizin muhteşem bir zenginliği var. Osmanlı, mükemmel bir ses sistemi oluşturmuş ve bu yapının içinde bütün kültürler var.

Sizi hep sosyologlar değerlendirdi. Müzikolog yok mu?

Müzikologlar çok az ve sesleri çıkmadı. Sosyologlar arabesk diye bir başlık oluşturdular. Ben bunun farklı bir kavram olduğunu söyledim, bu yeterli ve doğru bir tanım değil. Bu tanımı taşıyan kişiler var ülkemizde. Ben başka bir şey yapmak istedim. Ben Batı müziği ile başladım müziğe. Varoşların arabesk kültürü oluşturduğuna inanmıyorum. Çünkü ben müzikte daha iyi olmak adına hareket ettim. Böyle bir şey olabilir ama ben onlardan değilim. Benim şarkılarım bütün Türkiye’yi kucaklayan bir müzik. Mesela Mevlid bir Türk’ün yazdığı eserdir ve İslami duygularla yazmıştır. Batı’dan gelen birisi bunu yazamaz, bu kültürü yaşaması lazım. Senfonik tasavvuf eserler, konçertolar yapmalıyız.

Müziğinizde ‘kederden yana olmadım’ diyorsunuz. Kendinizi milli terapist olarak mı görürsünüz? (Gülüşmeler)

Görüyorum. Beni dertli insanlar dinleyip teselli buluyor, normal insanlar dinleyip dertlenmiyor.

Son seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halkımızın takdiri, sağduyusu son derece güçlüdür halkımızın. Binlerce yıldan beri aynı halkın çocuklarıyız. Halkımız seçmiştir ve doğrusunu seçti. Üçüncü defa aynı partiyi seçti, bunun nedenini, karşı çıkanların düşünmesi lazım. Dünyada birçok ülke kötü durumda şu an, bizim iyi olduğumuza dair önemli göstergeler var. İhracatımız artmış, turizm sektöründe 35 milyar dolara ulaşmışız. Dünya bize saygı duymaya başladı. Avrupa Birliği’nin dışişleri bakanları dünyada karar veren beş ülkeden birisinin Türkiye olduğunu söylediler. Bu, insanın gururunu okşuyor. Her yerde iyi hizmetler görüyoruz, IMF ile bir derdimiz yok. Bunları görmezden gelemeyiz. Herhangi bir siyasî görüşten yana değil, halktan yanayım. Pirimiz Mevlânâ diyor ki; “Hizmet erlerine yer açın. Onları koruyalım, sevelim, onlar hizmete taliptirler. Hizmetini iyi yapana şükranlarımız var. Allah razı olsun.” Ben de pirimiz gibi söylüyorum. Yeni anayasa gerekir, değişmesi gereken şeyler var elbette. Temel prensiplere zaten kimse dokunmaz ki. Kimse kimseye bir karış toprak da vermez. İyi bir konsensüsle bunun yapılması lazım.

Türkçe Olimpiyatları için ne düşünüyorsunuz?

Türk alfabesiyle konuşan kardeşlerimize kültürümüzü geliştiren bir olay. Amatör bir tarihçi olarak bu yakınlaşma güzel bir şey. Bu bir güzellik oluşturuyor. Bütün dünya bu çalışmaları yapıyor, bu tekelcilik değil kültür zenginliğidir. Bu olimpiyatlarda jüri olarak da görev almayı çok isterim

Bir önceki Gencebay'ın aldığı ödülleri yayınladı başlıklı haberimiz altın plak ödülleri kronoloji etiketi, altin-plak-odulleri-orhan-gencebay etiketi ve etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.