Sahneye çıkıyorum

Haber Kategorisi: 2012 Haberleri

 

Karlı bir İstanbul günü Orhan Gencebay’ın Etiler’deki  villasına konuk olduk. Sohbet ettik, fasıl yaptık,şarkılar söyledik .  Bir ara villanın bahçesine çıkıp  Gencebay’la kartopu bile oynadık.  Ve ortaya keyifli  bir Gencebay röportajı çıktı…    

Şahin BÜYÜKKAYA: Gazinocular sizi sahneye çıkarabilmek için yıllarca yarış yaptılar. Çok astronomik, büyük rakamlar teklif ettiler. Sahneye çıkma fobinizmi  var ?
Orhan GENCEBAY: Bir tek halkımızın karşısına çıkmadım. Böyle yapma nedenim, eğer ben sahneye çıkarsam bütün yük sahne üstüne kurulur, benim bu üretimim durur korkusu vardı. Ben üretmeyi daha çok sevdiğim için sahne tekliflerine sıcak bakmadım. Beste yapmalıyım, söz yapmalıyım, aranje yapmalıyım. Sazımı çalmalıyım. Günde 8-10 saat müzikle iç içe olmalıyım. İdealim buysa ve ben sahneye çıkacaksam bunlara yapamam. Bu birinci korkumdu. Ama hep ilerde çıkarım diye erteledim. Fazla erteledik tabi. İkincisi; ben biraz sıkılgandım, utangacım. Bunun da etkisi var. Ben sahne tarzı biri değilim. Bütün mesele bu. Ama karar verdiğim zaman her şeyi yaparım.
Nurettin SOYDAN: Orhan Gencebay’ı sevenleri hiç sahnede göremeyecek mi?
Orhan GENCEBAY: Şimdi sahneyi konuşmaya başladım. 20 konserlik bir Türkiye turnesi projesi var. Onu olgunlaştırıp yapmak  istiyorum.
Nurettin SOYDAN: Siz de çok iyi bilirsiniz ki yıllardır bu hep konuşulur ama size sorulmaz. Ortada hep bir şehir efsanesi var. Deniliyor ki, Orhan Gencebay’ın sahneye çıkamamasının asıl nedeni, “çıplak sesine” güven duymaması?
Orhan GENCEBAY: Çok konuşuldu, soruldu. Ben sazımı elime aldığım zaman, 8-10 saat şarkı türkü söylemişimdir.  Bunlar sadece birilerinin karalama çabalarından ibaret. Ben 44 yıldır albüm yapıyorum. Eski albümleri stüdyoda 3 defa okurduk, birini beğenirdik. Yeter ki biz sağlıklı olalım. Benim bu yönde bir korkumun olması kesinlikle imkansız. Şarkı söylemesini bilmeyen, müzik alanına giren o kadar insan var. Onlar assolistlik yapacak da, 6 yaşından beri şarkı söyleyen Orhan Gencebay şarkı söyleyemesin. Bu olabilir mi? İmkansız.
Uğur GÜNERİ: Bir dedikodu daha var. Güya sizin gençliğinizde yaptığınız besteleri okuyan sanatçı çıkmıyor, siz mecburen kendi besteleriniz okuyup ilk 45’liğiniz yapmaya karar vermişsiniz şeklinde.
Orhan GENCEBAY: Böyle bir şey  yok. Benim eserlerimi herkes okuyabilir ama, eserlerimin çoğu zor eserlerdir. Okuma zorluğu olabilir, bu doğrudur. Neden böyle yapıyorum, bir kasıt taşımıyor, içimden öyle geldiği için yapmışımdır.  Dinlemek kolay, söylemek zordur benim şarkılarımı.
İdil ÇELİKER: Bağırarak şarkı söylemek, iyi okumak mıdır?
Orhan GENCEBAY: Hayır, şarkıların uzunlukları vardır. 1 oktav da, 2 oktav da okunabilir. Bir eser nasıl bestelenmişse öyle okumak daha doğrudur. Bazıları bağırarak söyler. Hayır, bağırarak söylememek gerekir. Ama yüksek volümlü söylenebilir.
İdil ÇELİKER: Müzik dünyasında son yıllarda bir üretimsizlik var. Duygu dolu ve yıllarca aklımızda kalacak şarkılar yapılamıyor. ?  Siz yıllardır para kazanmayı red ediyorsunuz. Yeni jenerasyonda duygu değil de para mı daha ön plana geçti?  Siz hiç sipariş beste yaptınız mı?
Orhan GENCEBAY: Sipariş beste yetenekli kişi için sorun değildir. Tarihte iki adam bilirim, bir Dede Efendi, diğeri Mozart. İkisi de istenen şarkıyı kısa zamanda yaparmış. Bu, yeteneğin üst düzeyde olmasından kaynaklanan bir durum. Ben sipariş beste pek almadım ama film üzerine müzik yaptım. Batsın Bu Dünya’yı, ülkemizin 70’li yıllarda içinde  bulunduğu vahim durum nedeniyle yaptım. Ben bizzat yaşadım. 70’ler, Türkiye’nin en zor ve en kötü yıllarıdır. O zaman yaptım. Şimdi dans ediliyor ama bir ağıttır Batsın Bu Dünya. Bu şarkıyı  yaparken, Vedat Türkali’nin hikayesi “Fatmagül’ün Suçu Ne” geldi film projesi olarak. O da beni teşvik etmiştir. İçinde bulunduğum ortama, “kaderin böylesine yazıklar olsun” böyle döküldü
Uğur GÜNERİ: Çok küçük yaştan beri müzikle uğraşıyorsunuz. Yeni teoriler, yeni saundlar ve besteler üretiyorsunuz. Peki şarkı sözlerinizin derinliğini neye borçlusunuz? Her biri kitaplara konu olacak süzülmüş birer hikaye. Batsın Bu Dünya, Kır Gönlümün zincirini. 12 Eylül’de sizi Mamak’a atarlardı yani?
Sevim EMRE: Tabi ki Sevim Emre.
Orhan GENCEBAY: Bir reklam izlediniz!. (Sevim Emre’ye)  Benim ‘Derdim Dünyadan Büyük’ filmim yasaklandı. Bu edebiyatla ilgili bir durum. Edebiyat, Müzik ve Beden derslerim 10’du. Edebiyat ve müzik iç içedir. Ben de onlarla büyüdüm..
Uğur GÜNERİ:  Evde ve dışarıda daima Sevim Hanımın sözü geçiyor muş? Doğru mu?
Orhan GENCEBAY:  Onu Sevim Hanım yanıtlasın o zaman!
Sevim EMRE: Biz pederşahi bir aileyiz. Evde daima Orhan’ın sözü geçer. Ama evin dekorasyonu, evin işlevlerini ben yapıyorum. Yeni evin dekorasyonu herkesin dilinde. Ortalık yıkıldı.Kendim çizdim. Keza giyimiyle de ilgileniyorum. Ben satın alıyorum. Beğenirse giyiyor tabi. Orhan da bu özelliklerimi kabul eder zaten.
Vehbi DİNÇCAN: 6 yaşında bu işe başlamışsın. İlk besteni kaç yaşında yaptın? O şarkıyı hatırlıyor musun?
Orhan GENCEBAY: 10 yaşında yaptım. Kara kaşlı esmerdi, kim bilir kimi sevdi. Ben onu komşu kızına yapmışım her halde.
Sevim EMRE: Bak varmış demek ki bir kara kaşlısı. O da bu.
Orhan GENCEBAY: Duygular şekillendi öyle. Şu an yaşıyor mu bilmiyorum.
Uğur GÜNERİ: İlk bestenizi 10 yaşında yaptınız ama 23 yaşında da İngiltere’de Maria’ya bir beste yaptınız. O şarkıyla Türkiye’de yer yerinden oynadı.
Orhan GENCEBAY: Daha evveldi, sonra bitirdim. Bazı arkadaşlarımız vardı. Kendisi İspanyol’du barmaiddi. Orada tanıştık. Şarkıya orada başladım, daha sonra Türkiye’de tamamladım. Bir Teselli Ver böyle doğdu.
İdil ÇELİKER: Sevim Emre’ye yaptığınız, ona adadığınız şarkılar oldu mu?
Orhan GENCEBAY: Çok, ona yaptığım ilk şarkı “Aşk Pınarı”., “Benim Dünyam”,yorumladığım ilk bestem ise “Başa Gelen Çekilir”di. 1968’in sonunda okudum.  Akşamcıydım o zamanlar biraz…İçkiyi de sigaray da.bırakalı uzun yıllar oldu. Tam bir Yeşilay’cı oldum. Tavsiye ediyorum herkese.  Bana bir zamanlar “neler kullanıyor?” diye söylentiler çıkarırlardı. Nereye gitsem etrafımda bazı tipler biter, “Orhan abi bir şey lazım mı?” derlerdi. Baktım bu söylentilerin sonu gelmeyecek Ben de bu insanlara bir şey demek lazım diyerek, o lafları edince, “Sağol, kardeşim tedarikliyim” derdim ‘Sen de Bizdensin’i yaptığımda 1971’de film setinden çıkmıştık. Ayvansaray’dan geçiyorduk akşama doğru. Baktım Surların orada bir kalabalık var, kafayı çekiyorlar. Şarapçılar, ne ararsan var. . Beni gören, “Oooo, Orhan Abi, ne haber ne yapıyorsun” diye söze girerlerdi. Halbuki ben kendim gittim yanlarına. Oturduk sohbet ettik, hepsi filozof. Bana da bir Marmara şarabı verdiler. Şişeden demlenmeye başladık. Sıkı atıyorlardı. Biri, “Atatürk beni çağırdı, Atina’daydım. Gelirim dedim ama beyaz at gönderirsen” dedim, O da bana beyaz at gönderdi öyle geldim Atatürk’e” diye lafa girdi. Arada bir laf. Saatler sürdü. Gideyim dedim, hemen, “Ya Orhan Abi sen de bizdensin” dediler. Hepsinin hayat hikayesi başka. İnsanın yüreği burkuluyor tabi. O söz bana ilham oldu ve “Ben  yanılmam arkadaş, sen de bizdensin, Bizim gibi meçhule giden kafiledensin” şarkısı böyle doğdu.
Şahin BÜYÜKKAYA: Güzel filmler yaptın sonra film oyunculuğunu  bıraktın? Sağlık nedenleriyle mi?
Orhan GENCEBAY: 1991’de bıraktım sinemayı. Sinema bitti o yıllarda. TV sinemayı öldürdü, bıraktım
Şahin BÜYÜKKAYA: O aralar TV’de bir programınız vardı “Halk şov” çok da iyi gidiyordu. Onu da bıraktınız?
Orhan GENCEBAY: Hem konser yapıyordum. 13 bölüm anlaşmıştık TGRT ile konser bitti Halk Şov’da bitti. Bu benim işim değil dedim. Kendimi bu çalışmaya yabancı hissettim. Enver Ören “Orhan Bey bunun devamını yapalım dedi. Ben de “Enver Abi, kendimi yabancı gibi görüyorum bu sektöre,  yapmak istemiyorum” dedim, Oysa çok büyük paralar veriliyordu bana.
İdil ÇELİKER: Buradan şu sonuç çıkıyor. Para için hayatı yaşamıyorsunuz? Şu anda var olan sistemin çok dışındasınız?
Orhan GENCEBAY: Hayır para için yapmam. Evet sistemin dışındayım. Bir olay yaşadım yılar önce yakın dostlarım Sakıp Sabancı, Erdoğan Demirören, Bülent Eyilik’le konuşuyorduk Antalya Royal Resort’ta. Aydın Doğan var mıydı bilmiyorum. Allah rahmet eylesin Sakıp Ağa ile abi-kardeş gibiydik. Bir konu açtık. Ben dedim ki, benim için para 2. planda dedim. Mehmet Eyilik hemen atıldı, “benim için 1. planda. Haklısın dedim. Olabilir, sen işadamısın. Bir proje belirler, emek, enerji lazım. Akıl, para ve enerji gelir yaparsın. Para da kazanırsın. Sana amma parayı seviyorsun diyebilirler. Hayır, sen bir işadamısın. Hizmet ediyorsun, para düşünerek yapmıyorsun dedim. Aynen öyle. Benim için öyle değil dedim. Niye dediler. Ben bir  beste yaparken, la-si-do-mi mi desem daha çok kazanırım, yoksa başka bir şey desem mi daha çok kazanırım dediğim zaman. O besteden bir hayır gelmez kimseye. Duygu bitmiştir orda, parayı düşünerek yapıyorsun o zaman. Para bende ikinci plandadır her zaman.
Şimdi yepyeni bir eser hazırlıyorum Yazdığım bir deyiş var Alevi Semahı “Sevginin sırrına varmak istersen/Bedensiz sevgiyi kavraman lazım
O eşsiz duyguyla yanmak istersen/ Bir kıvılcım yeter, inanman lazım” diye. Çok ses getirecek
İdil ÇELİKER: Müzikteki tıkanmayı neye bağlıyorsunuz?
Orhan GENCEBAY: Bunun nedeni, eski romantizm değişti, başka bir döneme girdik. Bence değerler olduğu gibi duruyor. Aşk yine aşk, vefa yine vefa. Saygı da öyle. Sadece yorumu değişti. Özler duruyor da, yorum biçimi değişti.  Müzik üretim sektörü çöktü, çökerten nedenlerden biri korsan. Olması gereken rakam 300 milyon iken, 6 milyona düştü. Bu, yatırım yapacak olan kişiyi tamamen geriye itti. Yatırım  yapılmıyor ki, çünkü yatırılan geri gelmiyor. Yapamayınca üretim azaldı. Geçen yıl 1150 albüm yapılmış. Yani 11500 eser kullanılmış. İngiltere’de bu rakam 26 bin albüm ve 260 bin eser olarak gerçekleşmiş. Amerika’da 33 bin albüm yapılmış, 330 bin eser kullanılmış. 11500, 330 bin. Orada da korsan var, yoksa rakamlar 500 bine çıkacak. Hal böyle olunca, kimse yatırım yapamıyor. Müzik sektöründe dönen para 35-40 milyon TL. Bununla sektör döner mi? Bunun yanı sıra en büyük kayıplardan biri telif ücreti kaybıdır. Bu son derece önemli. Eğlence mekanları, oteller, mağazalar, TV’ler, radyolar müzik kullanıyor. O zaman telif hakkını verecek. Verenlerin ödediği rakam da devede kulak. Geçen yıl bütün meslek birliklerinin topladığı telif 19 milyon Euro. Yüzde 46’sı vergi. Kalan 10 milyon Euro. Yani toplamda 50-60 milyon TL’lik gelir ile bu sektör dönmeye mahkum ediliyor, imkansız dönmez. On binlerce üreten ve bundan ekmek yiyen yüz binlerce insan mağdur olur, sefil olur. O zaman herkes başka yerden ekmeğini kazanmaya bakacak. Magazine yansıyan yorumcu sayısı, 30-40 kişi. Türkiye’nin bütün potansiyeli bu mu.
Nurettin SOYDAN: Çözüm yolları nedir?
Orhan GENCEBAY: MÜYAP Başkanı Bülent Forta ve bazı arkadaşlarla çözüm arayışına girdik. Çözüm, telif haklarının toplanması ve internetin daha düzenli hale getirilmesinde yatıyor. İnternet üzerinden muazzam bir kayıp var. Fiziki alanı tamamen çökertmiştir. Dünyanın sorunu bu. Dünyada bu konuda alınan önlemler var. ABD, 2.5 milyar dolar toplayabiliyor. Japonya 900 milyon dolar, İspanya 37 milyon dolar, Fransa 1 milyar Euro, Almanya 1.5 milyar Euro toplayabiliyor. Türkiye’de internetten alınan telif tutarı 5.8 milyon dolar. Bu ne! Oysa bu telifler gelse yatırım alanları daha farklı olacak. Albüm yapılacak. Yeni isimlerin şansı yok ki. Kimse albüm yapmıyor ki. Sanatçılarda kendi yapabilecek güçte değiller.
Uğur GÜNERİ: Dizi müziklerini nasıl buluyorsunuz?
Orhan GENCEBAY: Çok başarılı olan da var, Gökhan Kırdar ve Kıraç gibi. Gökhan’ın yaptığı müzikler çok karakteristik. Muhteşem Yüzyıl’ın müziği de güzel. Orada bir şey daha olsaydı, mesela Türk Sanat Müziği’nin modernize edilmiş halini kullanabilseler güzel olurdu.
İdil ÇELİKER: Bugün yeniden ayrıştırma çabaları var. Neler diyeceksiniz?
Orhan GENCEBAY: Ne demek ayrıştırmak. TC devletinin temel prensibi birleştirmektir. Dil, din, ırk ayırımı yoktur. Böyle bir şey isteyenin de olduğunu pek sanmıyorum. Varsa da cılız çıkan bazı sesler bunlar. Olmaz öyle şey. Burada bir eser var, Türkiye Cumhuriyeti. Gerçekten muhteşem bir felsefe var ortada. Uygulamalarda gereğini yeterince yapabilseydik bu sorunları yaşamazdık. Kanunları koymuşuz, uygulamamışız yeterince. Yaşamamız gereken şeyleri yaşıyoruz, üzücü.
Şahin BÜYÜKKAYA: Her yıl Eurovision öncesi bir tartışma yaşanır. Türkçe mi, İngilizce bir parçayla mı gidelim diye. Can Bonomo’yu şanslı buluyor musunuz ?
Orhan GENCEBAY: Bu bir detay, ister Türkçe, ister İngilizce olsun. Oraya bir eserle gidip şov yapmak amaçlanıyor. Can yetenekli bir gence benziyor. Önemli olan esprili bir şarkı bulabilmek. Şovu iyi yapmak. Çünkü burada müziğin derinliğini iyi anlatacak bir yer değil  Eurovision.
İdil ÇELİKER: Türk Sanat Müziği eseriyle katılım olabilir mi?
Orhan GENCEBAY: Ezbere konuşmamak lazım. Bu müzik dünyaya yabancı gelebilir. Bütün ülkelerin müşterek kullandığı sazlar var. Bizim sazlarımızı da bunların yanına kullanabiliriz.
Vehbi DİNÇCAN: Bağlama mı, ne olabilir?
Orhan GENCEBAY: Yanlış hatırlamıyorsam bir seferinde kullanılmıştı. Olabilir. Batıda kullanılan bir çok enstrüman Türk Müziği’nden alınmıştır. Ziller mesela. Mehteranın eserleridir. Obua, Zurna’nın bir türüdür. Keman, orta Asya enstrümanıdır. Gitar, Ortadoğu aletidir.
Nurettin SOYDAN: Eurovision için size hiç teklif yapıldı mı? Dolaylı veya direkt olarak? Gelse gider miydiniz?
Orhan GENCEBAY: Yok yapılmadı. Bizim ne işimiz var orda. Bana lafın gelişi teklifte bulundular. Ben de eğer bize görev düşerse seve seve giderim demiştim. Bana teklif etmesinler ayrıca. Ederlerse de gerekeni yaparım.
Nurettin SOYDAN: Siz az önce müzikteki değişimden söz ettiniz. Rahmetli Cumhurbaşkanı Özal, 1980’lerde Türk toplumunun yüzde 60’ı arabesk müzik dinler tespitinde bulunmuştu. Günümüzde bu ibre Pop Müziğe mi kaydı?
Orhan GENCEBAY: Arabesk müzik tanımına ben hep karşı çıkarım. Arabesk saygın bir kavramdır ama  yanlış kullanılıyor. Benim yaptığım çalışmalara serbest çalışma ve Türk Müziği’nin devamı olarak  adlandırıyorum. Pop, halkın sevdiği, güncel olan demektir. Ben de bu güncelin içinde yer alırsam poptur o. Pop Müzik diye bir kategori de yoktur. Ama şimdi böyle anılıyor. Kategori olması için, onun müzikal tarihinin olması lazım.. Şu sıralar popçu diye anılan arkadaşlar boy gösteriyor. Onların kullandığı şeylerin yüzde 80’i arabesk denilen serbest çalışmalardır. Bu arkadaşlarını çoğu bunu bilerek mi yapıyor, kulaktan dolma mı yapıyor o da ayrı.
Uğur GÜNERİ: Sektörün çöküşünde yapımcıların hiç mi rolü olmadı?
Orhan GENCEBAY: Korsanlık, firmayı da, düşünceleri de yok edecek güçteydi. Odur çökerten. Sonra dijital platform ve internettir. Herkes prodüktör değil. Yapımcılık bu sektörde kâr amacı güdendir. Prodüktör yapımcının görevini üstlenen ve müziği bilen insandır. Biz de ne yazık ki prodüktör azdır. Bu müzikaliteyi etkiler kuşkusuz.
Şahin BÜYÜKKAYA: Borsada bayağı bir para kaybettiğiniz yazıldı. Bir de Sevim Hanım Borsa’da 350 bin TL kaybetti deniliyor.
Sevim EMRE: Evet 350 bin lira  zararım var. Ama kağıtlarım duruyor. Değerlenirse kaybımı telafi ederim. Bilmeden oynarsan böyle olur.
Orhan GENCEBAY: Ben 17 yıldır borsada yatırımcıyım. Hobim. Yatırımlarım içinde 5-6 sırada yer alan bir konudur borsa. Geçenlerde çıkan ve servetimin yüzde 80’nin borsada kaybetti şeklinde çıkan haber yanlış haber.
Vehbi DİNÇCAN: Hatta bu yüzden kalp krizi geçirdiğiniz bile konuşuldu.
Orhan GENCEBAY: Böyle bir şey olabilir Allah aşkına. Sizler yıllardır beni tanıyan insanlarsınız. Yanlış haberler. Mümkün değil. Bazı tasarruflarımın bir bölümüyle hisse senedi aldım. Onun yüzde 85’ini kaybettim. Ama kağıtlar duruyor şu anda. Kumar değil ki.
Nurettin SOYDAN: Borsa öncelikli yatırımlarım arasında 6 sırada dediniz.  İlk üç sırayı ne alıyor. Emlak mi? Banka hesapları mı? Mücevher ya da altın mı?
Orhan GENCEBAY: Benim yatırımlarımın ilk üç sırası tamamiyle müziğe dair yatırımlardır. Ben müzik adamıyım. Albümümü yapmalıyım. Şirketim var. Parayı düşünerek yapmıyoruz. Ama paraya da şundan dolayı saygımız var. Para, emeğimizin karşılığında bize gelen bir meta olduğu için tabi ki paraya saygı duyarız. Hak ettiğimiz paranın saygınlığı vardır.
Vehbi DİNÇCAN: Bütün sazları çalıyorsun bildiğim kadarıyla. Yaylı Tambur dahil. Bir saz yarışmasında birinciliğin var. Arif Sağ, Eksün Üçer Tanrıkulu ile kıyasıya yarışmışsınız.
Orhan GENCEBAY: Bahsettiğiniz isimler müzik dünyasında nadir görülebilecek isimler. Her ikisi de virtüöz olarak anılır. Ben de öyle anılan biriyim.
Vehbi  DİNÇCAN: TRT’de 2 kez sınava girmişsiniz. Kazanmanıza rağmen iptal etmişler. Sınavı kazanmana rağmen TRT seni uzun yıllar yasakladı.
Orhan GENCEBAY: O sınavda torpiller çarpışmış. TRT’ye girmek için 5 bin kişi başvurmuştu. O sınavı en üst sırada başarıyla verdim. Beni TRT’den kaçırtmak istediler. Zaten kendim kaçtım. Kaçırtmak isteyenlerden biri rahmetli Nida Tüfekçi’ydi. Diğeri de TSM şeflerinden biriydi. Nida Tüfekçi, 30-40 kişinin huzurunda itiraf etti “ben Orhan’ı kaçırttım” dedi. Bunu biliyordum zaten. Ben de beni TRT’den kaçmama vesile olduğu için Nida Tüfekçiye teşekkür ettim ayrıca. Nedeni şuydu. Ben müzik anarşişti olarak anılan biriydim. Gerçek anarşişt daha olmak amacıyla tepkisini gösterendir, baş kaldırandır. Ben öyle biriydim. TRT’ye giripte en üst düzeyde kazanırken bütün üstadlar kalkıp 22 yaşındaki o genci alkışladı. Böyle girmeme rağmen beni TRT’den kaçırttılar. Çünkü anarşisttim. Türk Müziği’nin daha iyi olmasıyla ilgili planlarım vardı. Onları söylüyor ve icraatımda görüyorlardı. O zaman kadar var olan sistemin içinde bulunanlar, bunun bozulmasını istemiyordu. Ben se müzikte daha ilerici ve devrimci bir kafaya sahiptim. Beni kabullenip aralarında görmek istemediler. Rahatsız olduklarını anladığım için ben burada körlenirim diyerek TRT sevdamdan vaz geçtim. Özgürlüğü severim, sınırlamaya gelemem.
İdil ÇELİKER: Bizim tanımadığımız bir Orhan Gencebay var mı?
Orhan GENCEBAY: Son derece sakinim. Doktorum dedi ki, “Orhan Abi sen sakin değilsin. Sen öfkesine hakim adamsın” dedi. Kerem gibi her şeyim meydandadır. Özel zevklerim olabilir. Gerektiği zaman en önde giderim. Şu anda da en önde gidiyorum. Sektörün düzelmesiyle ilgili projenin başındayım. Gelişmiş ülkelerin kurallarını hayata geçirecek bir proje bu. Bitmek üzere sonra bakanlığa sunacağız. Sektörün kesinlikle buna ihtiyacı var, bu olmadan da düzelmeyecek.
Nurettin SOYDAN: Pişmanlıklarınız var mı?
Orhan GENCEBAY: Yok. Çünkü hayatta ağlamak da var gülmek de. Mevlana’nın dediği gibi, “Doğmayı gördüğün gibi, batmayı da göreceksin”. Olan şeyi yadsıyamayız. Pişmanlıkta bir gerçek. Her çileye göğüs gerip, hayata dur diyeceksin. Gün gelecek isyan edip niye doğdum diyeceksin,  seveceksin. Bazen dertten zevk alacak, bazen aşktan kaçacaksın. Bazen boşa geçen güne pişman olup yanacaksın. Gün gelecek bir günaha köle olup kalacaksın. Gün gelecek o günahta tek teselli bulacaksın. Mutlu oldum sanacaksın, seveceksin.
Şahin BÜYÜKKAYA: Orhan Gencebay olarak üç kuşağa hitap eden ünlü bir sanatçısınız. Şöhretinizi, kariyerinizi  yıllarca çok iyi korudunuz, muhafaza etmeye çalıştınız  Uzun süre kısıtladınız kendinizi. Sahneye bile çıkmadınız . Oysa şimdi yeni şarkıcılar, yeni jönler özel yaşamlarını çok göz önünde yaşıyorlar. Nasıl buluyorsunuz yeni kuşak şöhretleri?
Orhan GENCEBAY: Berhudar ol. Öyle bir planım yoktu kısıtlamakla alakalı ama öyle oldu. Dizler çok önemli isimler oluşturuyor ama devam ne derece geliyor. Çoğu devamını getiremiyor. Eskiden tek TV ve radyo vardı. Şimdi olay farklı. Dikkat bölünmüştür, dağılmıştır. Diziler bittikten sonra çok fazla bir şey göremiyoruz. Özel yaşam olayını sadece o insanlara bağlamamak lazım. Muhabirler varlık göstermek için her yere girip çıkıyorlar. Sıradan bir yerde de yemek yese muhabir  onu bekleyip konuşturuyor. Eskiden böyle değildi. Bu işin bir yüzü. 1980’lerde rol arkadaşlarımız Hülya Avşar, Müjde Ar’la çok istendi diye samimi ve yanak yanağa pozlar verirdik. Bunu dostça ve arkadaş ortamında yapardık. Şimdi böyle bir şey mümkün mü! Böyle poz verilemez şimdi.
Uğur GÜNERİ: Şu topluma unutulmaz bir şey daha yapayım, bir eser bırakayım diye bir çalışmanız var mı?
Sevim EMRE: Çok büyük bir okul yaptırdı Samsun’da. Başkası okul tamir ettirip hava basıyor. Sınıf yaptırıp, okul yaptım diyor. Deprem zamanında gönderdiği yardım TIR’larını hayatta söylemez. Çok eli açıktır belli etmez. Anlat işte Orhan.
Orhan GENCEBAY: Yaptığımız hayırların üzerinden reklam yapmamıza gerek yok. Cimrilik hayatımda bilmediğim şeydir.
Vehbi DİNÇCAN: Bir albüm çalışmanız varmış çok özel. Ayrıntılarını alabilir miyiz.
Orhan GENCEBAY: Şu anda bir albüm projesi üzerinde çalışıyorum. Benim, onur, şeref ve gurur albümün olacak. Rock’çı, Popçu ağırlıklı 20-30 arkadaşım benim eserlerimden oluşan  şarkıları yorumlayacaklar. Ayrıca kendim yeni bir albüm yapacağım. Sahneyle ilgili konuşmalar  yapılıyor. 10 Türkiye, 10 konser de Avrupa’da olmak üzere toplam 20 konser vereceğim.  62. Sanat yılı kapsamında sahneye çıkmak istiyorum.
İşte Orhan Gencebay felsefesi…
İşte yazdığı son satırlar…
Geçen akşam çok acı ve gerçek bir yazı kaleme almıştım. Onu aktarayım. Hayatımın özeti bu.
Bu dünyaya fazla bağlanma, sonunda ölüm var. Bağlanırsan ölümlerde acı çekersin. İnsan sevdiklerinden ayrılırken acı çeker. Hiçbir şeye bel bağlama ölürken. Ne sen üzül ne de üz, normal ol. Herkes kendi çukurunu dolduruyor çünkü. Öldükten sonra her şey bitiyor, unutuluyorsun. Yaşamını ömür denen süreç içinde bildiğin gibi yaşa. Fakat kimseyi ne üz ne de yük olma. Verdiğin bir şeyi gönülden ver. Karşılık bekleme. Ne yapıyorsan onunla övünme. Normal ol. Fedakarlık yaptım diyeceksen yapma. Fedakarlık yok diye düşün, normal ol. Değerleri koru, sev. Fakat karşılık bekleyerek değil. Sev, abartma hiçbir şeyi olması gereken olur. Doğması gereken biriydim, ölmesi gereken biriyim.
Unutma, ama sürekli hatırlama. Sadece bil. Unutma, dürüst ve güvenilir ol ki, kendinle barışık olursun. Ve başkalarıyla da barışık olursun. Empati yap, herkesi senin gibi düşün. Bencilliği yok et, saygılı ol. Ölüm bir ibret değil, gerçektir, akıbettir. Başka bir aleme geçmektir. Ölümü abartma, üzülme. Bir daha bu alemi kimse beraber yaşamayacak. En yakının diye bir duyguyu şimdi dahi olamayacağını unutma. Bu dünyaya fazla bağlanma ki acı çekmeyesin. Acılar, bencilliklerimizden ve korkularımızdan dolayı büyürler. Hiçbir şeyi abartma. Dünyada ne varsa her şey normaldir. Normali anormal yapan, bilgisizliğimiz, bencilliğimiz ve korkularımızdır. Bil, bencil olma, korkma. Sev o zaman rahat yaşarsın. O zaman insanları mutlu eder, mutlu olur ve rahat ölürsün.

Kaynak : Güneş

Bir önceki Hakkımız Gasp Ediliyor başlıklı haberimiz büyük orhanda gasp etiketi, etiketi ve konser etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.