Zaman muhabirinin mektubu Orhan Gencebay’ı duygulandırdı

Haber Kategorisi: 2012 Haberleri
Türkiye’nin en önemli sanatçılarından Orhan Gencebay’ın sanat hayatının 60. yılı geçtiğimiz hafta düzenlenen onur ve gurur gecesi ile Kutlandı. Zaman muhabiri Ali Pektaş sanatçı ile ilgili duygularını farklı bir şekilde dile getirdi ve bir mektup kaleme aldı Zaman’ın Pazar Ekinde yayımlanan mektubu okuyan unlu sanatçı duygusal anlar yaşadı. Muhabirimizi arayarak duygularını ileten Gencebay, “Mektubunuz beni çok duygulandırdı, çok mutlu oldum teşekkür ederim berhudar olun.” seklinde duygularını dile getirdi.

İşte Orhan Gencebay’ı duygulandıran o mektup

 

 

Berhudar oldum Orhan Baba

Perşembe akşamı Onur ve Gurur gecene geldim. Seni dünya gözü ile bir kere daha görebilmek için. Her zamanki gibi mütevazıydın. İçimden sana bunları yazmak geldi…

Değerli Orhan Baba,

Hediyeni geçen hafta aldım, öncelikle çok teşekkür ederim. Bu hediyen öncekilerden biraz farklı. Öncekiler gibi her yerinde sen varsın ama bu kez o içten sesini koymamışsın içine. Üstünde ‘Orhan Gencebay ile Bir Ömür’ yazıyor. Ülkemin birbirinden önemli sesleri senin şarkılarını seslendirmiş. Sezen Aksu’dan Ajda Pekkan’a, Tarkan’dan Emre Aydın’a, Mustafa Ceceli’den Nükhet Duru’ya, Duman’dan Zara’ya… Popçusu da var içinde, rockçısı da. Hepsi kendince içinden geldiği gibi söylemiş şarkılarını. Hediyeni aldığım günden beri aynı şarkıları bir onlardan dinliyorum bir senden, yeniden, yeniden…

Senden aldığım ilk hediyeyi daha dün gibi hatırlıyorum. 14 yaşındaydım. Ana kucağından, baba ocağından ayrılıp geldiğim yatılı okuldaki ilk günlerimdi. Babamın küçük bir valiz, biraz harçlık ve “metin ol” demeye çalışan kaçamak bakışlarla beni bırakıp gitmesinin ardından birkaç gün geçmişti. Ağladığını belli etmemek için yorganını başının üstüne çeken diğer arkadaşlarım gibi uyumaya çalışırken duydum sesini. Daha önce de bu sesi defalarca duymuştum ama hiç bu kadar dikkatimi çekmemişti. İki koğuşun arasındaki koridordan geliyordu. “Hasret rüzgârı, hasret rüzgârı/ Esti gönlüme verdi efkarı/ Adımı dert koydu, soyadımı sevdalı/ Şimdi tek başıma kaldım kalalı… Günlerce, haftalarca dönüp durdu bu sözlerin aklımda. Bir ay sonra evci iznine çıkınca ilk yaptığım şeydi bu kaseti almak. Henüz bir walkmanim bile yoktu ama, arkadaşlarımdan bin bir rica minnet aldığım walkmanlerle dinledim durdum. Sonra radyo frekansları arasında sesine rastlamak için dolaştım durdum. Diğer şarkılarını keşfettim yavaş yavaş.

O günlerde tek hayalimdi bir walkman sahibi olmak. Seni ve senin gibi gönülden söyleyenlerin sözlerini dinlemek için. Benim hayalim ailem için büyük bir külfet demekti. Ancak bunu anlamayan kalbim tam acılı sözler söyleyecekti ki annesine, yine senin sözlerin çınladı kulaklarımda. “Dil yarası dil yarası en acı yara imiş/ Dudaktan kalbe bir yol var ki sevgi ve şefkattenmiş.” Belki sen bu sözleri kim bilir kime söylemiştin. Ama beni annemin şefkat dolu kalbini yaralamaktan kurtarmıştı. Yani bana yazılmıştı bu sözler. Yine bana başka bir hediye vermiştin Orhan Baba.

Okulda adım bir defa Orhan Babacı’ya çıkmıştı. “Ferdi’ci” ve “Müslüm’cü” kardeşlerim senin şarkılarını yeterince “damar” bulmuyor beni de sürekli eleştiriyordu. Ama ben bunlara üzülmüyor, senin gibi diyordum arkadaşlarıma; “Bence sen de haklısın.” Sonra senin sorduğun soruların cevabını bulmaya çalışıyordum: “Herkes ben haklıyım diyor/ Haksız olan kimdir/ Herkes en çok bana diyor/ Razı olan kimdir?” Sonunda seninle aynı cevaba ulaştım: “Zorla güzellik olmaz/ Zorla dostluk kurulmaz/ İnsan denen bir canız/ Zorla haklı olunmaz.” İşte o gün sen benim için sadece bir müzisyen değil, söyledikleri dikkatle düşünülmesi gereken gerçek bir sanatçıydın. Çünkü senin söylediklerin Yüce Yaradan’ın engin deryasından kalplerine ilham olan sözleri bize aktaran Mevlânâ ve Yunus’un söylediklerine çok benziyordu. Cemal Safi’nin sözleriyle “Var mı beni içinizde tanıyan? Yaşanmadan çözülmeyen sır benim. Kalmasa da şöhretimi duymayan, Kimliğimi tarif etmek zor benim…” sorularını sorduğun “Tek Hece” şarkısındaki cevabı yani “Aşk”ı bu sözlerle daha da iyi kavramaya başladım.

Ben Aşk’ın tarifini bulmaya çalışırken ülkemde büyük acılar yaşanıyordu. Terör örgütü Türk Kürt demeden insanları katlediyordu. Bir yandan da daha yeni yeni kimlikleri ve hain planları deşifre edilen kirli eller Madımak’ta yüreğimizi yakıyordu. Oysa biz artık evimiz olan okulumuzda Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, solcu, milliyetçi hep birlikte kardeşçe yaşayıp gidiyorduk. Belki o sıralar oynanan oyunların senin kadar farkında değildik. Ama sen farkındaydın. “Gelin birlik olalım, yarın çok geç olmadan. Gelin dirlik bulalım, vazgeçin öç almadan/  Nefreti yok edelim, gel sen de katıl bize. İntikam eşkıyası, sevgiyle gelir dize.” diye haykırıyordun. O yıllarda seninle aynı sözleri söyleyip dünya için gözyaşları akıtan bir gönül insanını da tanıdım. Onun söyledikleri ile seninkiler o kadar birbirine benziyordu ki. Bir gün o gönül insanı Fethullah Gülen ile sizi yan yana gördüğümde ne kadar duygulanmıştım. Bu buluşmanın gerçekleştiği o gün kürsüye çıktığında yine birlik, barış ve sevgi diyordun.

 

http://www.zaman.com.tr/anasayfa/zaman-muhabirinin-mektubu-orhan-gencebayi-duygulandirdi/2005502.html#.UIQCgGUaxHI.twitter

Bir önceki JACK DANIEL’S vs. YENİ RAKI başlıklı haberimiz 70li jack danıels etiketi, cem karaca sofra resim etiketi ve etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.

377 okunma | Oct 21st, 2012 | 2012 Haberleri