Popstar’dan ancak star namzeti çıkar

Haber Kategorisi: 2013 Haberleri

 

“Utangacım; en çok da şarkı söylerken utanırım. Bakmayın ciddi duruşuma aslında gırgır, şamatayımdır” diyor Orhan Gencebay. Yeni başlayan Popstar Yarışması vesilesiyle ziyaret ettiğimiz Orhan Baba’ya göre ‘star’ olmak kolay değil. 40 yılı aşkın bir süredir müzik piyasasında olan Orhan Gencebay, yakında ‘ilk kez’ sahneye çıkacak olmanın heyecanını da anlattı…

 

 

‘Batsın Bu Dünya’ diyerek sistemi eleştiren, ‘Bir Teselli Ver’ diyerek yaradana sığınan, ‘Kaderimin Oyunu’ diyerek kadere posta koyan, 70’lerden bugüne kaç kuşağı etkilemiş müzik adamı Orhan Gencebay’ı ofisinde ziyaret ettik. Yazın stadyum konserlerleriyle sevenlerinin karşısında olacağının müjdesini veren Orhan Bey, söyleşi boyunca kendisinden söz ederken birkaç kişi hakkında bilgi verirmiş gibi “Biz” diye söz etti hep. Çok özel sorular da sordum ancak istediği kadarına cevap verdi. “Hiç gönlünüz başkasına kaymadı mı?” diye sorduğumda Söze “Hatasız kul olmaz. Hatamla sev beni, şarkını yazdık zaten” diye başlayıp politik bir şekilde “Ama bugüne kadar hatamız olmadı” diyerek cümlesinin sonunu getirdi…

İşte, politik olsa da en azından ‘çok sıcak’ ve bu anlamda samimi olan röportajımızdan sayfamıza kalanlar…
– Önce hatırınızı sorayım…

Şükürler olsun. Bu ara cephemiz hareketli. Popstar başladı. Yeni albüm hazırlıkları, beste çalışmaları var. Bir de sahneye çıkarmak istiyorlar beni. Stadyum konserleri düşünülüyor. Bir taneyle olmaz tabii. Bu kadar yıldır çıkmadık, halkımızla buluşmak için şehir şehir gezmekte yarar var.

- Kendinizi sahnede hayal edip “Eyvah” diyor musunuz?
“Eyvah demiyorum” da insanın içi gidiyor, (Derin bir nefes alarak) şöyle bir iç çekiyorum. Bir heyecan oluyor. Büyük bir olay. Bakmayın yapıma, utangaç ve sıkılganımdır. Çocukluktan beri böyle, alışamadım. Özellikle şarkı söylerken utanıyorum. “Sonra çıkarım, alışırım” diyerek hep erteledim ama fazla ertelemişim. Mümkün olduğu kadar sakin olmaya çalışacağım. İrademe hakim olma becerim de var.  Tabii o sırada tansiyonum kaç olur, o da ayrı konu. Yaradana sığınırım evvelallah.

- ‘Popstar’ sizce star çıkarır mı?
Yarışmaya katılan güzel seslerden star olma beklentisi var ki böyle bir şey olmaz. Koskoca isimler, starlar var, biz de varız. Ancak star namzeti seçilebilir. Bu yarışmalar bir giriştir, girizgâhtır. Sonrasında albüm yapacak, halka kendini tanıtacak ve hepsi program dâhilinde olacak. Starlık kolay mı?

KAVGAYI SEVMEZDİM
– Gençliğinizi merak ediyorum, sokak kavgaları, mahalleler arası serserilik yapar mıydınız?

Çok yaşadım ama serserilik değildi. Kuvvetli olduğum için “Orhan’a çıksana” derdi arkadaşlarım. Yani “Orhan’ı yenebilir misin?” demek istiyor. Kavgayı sevmezdim, barışçıydım. Zaten arkadaşlarım yüzünden hep kavga ederdim. Ses çıkarmayınca “Filanca sana meydan okudu” derlerdi. Ben de (O esnada sesini kalınlaştırıp) “Yok ya kimmiş o? Gidelim, bakalım” derdim. Arif (Sağ) Hoca’yla karşılaştığımızda iki koca adam çocuk gibi güreşe başlarız. Millet ne oluyor diye şaşırır. İki ciddi adamız ya.

- Sizden hiç beklenilmeyen davranışlar sergiler misiniz? 
Karadeniz şivesiyle konuşurum herkesin hoşuna gider. İyi de konuşurum. Fıkralar anlatırım. Gırgır, matrak, esprili olur. Hâlâ kendime hayret ederim nasıl yaptım diye; yıllar evvel ‘Orhan Abi Şov’ yapmıştım. O şovlarda Şarlo, Temel, Alevi dedesi, sokaktaki adam tiplemeleri yapmıştım. Bu da benim gizli kalan bir yönüm. Ciddi adamlar asıl komediye en yatkın olanlardır. Felsefe yapıyoruz, fikir adamıyız, ciddi adamız ama bakmayın duruşumuza, gırgır, şamatayımdır arkadaşlar arasında. Benim gibi çok ciddi adamlar komedi filmi yapsa başarılı olabilir.

BANA “AŞKIM” DER
– Sevim Emre Hanımefendi size nasıl hitap eder?

“Aşkım, aşkım benim” der. Bakın… (Telefonunu gösteriyor) Benden evvel kendi yazmış. Arasa, “Aşkım” yazacak (Gülüyor).

- Siz nasıl hitap edersiniz?
“Hatun” derim.

- 39 yıllık ilişki tam da bir yastıkta kocamak sözüne uygun, hiç kızıp salonda yattığınız oldu mu?
Yastıklar öbür odalarda olmaz. Bir yastıkta geçiyor ömür. Aramızda küskünlük olmaz. Belli bir zamandan sonra daha çok birbirinizi anlıyorsunuz. Bizde fazla uzamaz bazı şeyler.

- 39 yıl, sıkılmadınız mı? 
Alışıyor insan, sevgiyle karışık oluyor o alışkanlık. Selami’nin (Şahin) dediği gibi  “Alışmak sevmekten daha zor geliyor” daha çok anlamında yani.

- Aşk hâlâ devam etmiyor, değil mi?
Böyle bir şey söylenmez. Devam etmiyor demek mümkün değil. Sevgi, saygı varsa ve bu kadar yıl sürmüşse mutlaka ‘o’ (yani aşk) tüm gizemiyle küllenmiş de olsa devam ediyor. Etmemesi mümkün değil. Beraberlik boyunca sevgi, alışkanlıklar, başka bağlar gittikçe güçlenir. Sevgi arada sıkışıp kalmaz. Külleri karıştırınca görürsünüz. Kaybolmaz.

- Sevginizi dile getirir misiniz? 
Yapı neyse odur, zorlamanın gereği yoktur. İki taraf da birbirini anladıysa kimse kimseyi zorlamaz. Kişi söyleyemiyorsa bu kadar yıl nasıl beraber olur? Bunca yıl beraber olarak zaten ispat etmiş sevgisini. “Beni seviyor musun?” diyerek başının etini yemek doğru değil. Bırak kişi kendi halinde olsun. Seneler önce Sevim Hanım “Beni sevdiğini söylemiyorsun” demişti ben de ‘Seni bir milyon kere seviyorum’ diye yazarak toptan söyledim. (Kahkahalar)…

- Evde kimin sözü geçer?
Güya benim sözüm geçer ama asıl gizli sözü geçen hatundur.

- Kılıbık diyebilir miyiz size?
Yok, kılıbık denmez. Kılıbıklık ne demek? Bir hadis vardır: “İki kişi bir araya geldiği zaman biri başkan olsun” der. Çünkü bir yerde dirlik ve birlik olması için tek karar gerekir. İki ayrı karar olursa birlik olmaz. Aslında yönlendiren hatundur, karar veren erkek gibi görünür.

- Size âşık olan çok hayran vardır. 
O ne demek? (Bıyıkaltı gülüyor). Sevgi olmadan hayat olmaz. Olabilir. Bizi benimsemiş nice gönüldaşlarımız var. Ama biz onlarla gönül birliği etmiş, gönül dostluğu kurmuşuzdur. Benim gönül ve eş olarak bağlı olduğum bir kişi olabilir.

- Tamam bağlısınız da, onca ilgi karşısında bir göz kaymaz mı, gönül kıpırdamaz mı?
Şimdi şüphesiz “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” dedik zaten. Ama öyle bir hatamız olmadı. Şükür. Neticede erkekle, hanımın yapıları farklı… Birlikteliklerin yaşaması için hanımların rolü daha fazla. Bunu annemin sabrında, şefkatinde gördüm. Yaradan öyle bir yaratmış ki, hanım insan soyunu devam ettirir. Onun için musalla taşında da “Hatice oğlu bilmem kim” yazar.

- Sevim Hanımla nasıl tanıştınız?
Sevim Hanım kraliçe seçildiği zaman tanıdım. “Aya mı bakıyorum, Güneş’e mi? Bu ne güzellik!” demiştim. Hayranlıkla bakıp çok beğenmiştim. Sonra dost olduk. Yıllar sonra dostluğumuz bu hale dönüştü.

- Kimden ilk teklif geldi?
Nerede, ne olduğunu bilmiyoruz. Sevim Hanım kısa bir sürede Türk Sanat Müziği assolisti oldu. Devam etmedi. Çünkü ben el koydum. “Bir evde bir sanatçı yeter, eğer sanat içinde ukde kalacaksa destek olurum, devam et ama karı koca olmayız. Ama sen ‘Aşkım daha önemli’ diyorsan tercih senin” dedim. O beni tercih etti (Gülüyor). Kendini bana adadı adeta. Popstar’da da sitilimi o belirliyor. Aksesuarları seçiyor.

- Görüntünüze düşkün müsünüz?
Dikkat ederim. Bir zamanlar çok meraklıydım. Eskiden adale gösterirdik. Vücut çalıştığım zamanlardan bir fotoğrafımı göstereyim. (Gülüyor ve yayınlamanız için göstermiyorum diye ekliyor). Vücut çalışan insanların çoğu azıcık da gösteriş yapmak için giyinir ya. Yakışıyor da. (İnanamıyorum Orhan Baba mayolu ve gayet fit vücuduyla ihtişamlı görünüyor fotoğrafta. Biz şaşkınlığımızı ifade edince gülüyor, çok keyifli) O zamanlar elimizde mezurayla dolaşırdık. Pazularımız ne kadar, kaç santim oldu diye…

- 10 yaşınızda ‘Kara Kaşlı Esmer’ diye bir şarkı yazmışsınız. Kimdi o esmer?
Komşu kızıydı ama simasını bile unuttum. O yaşta ne olacak ki, bir aşk söz konusu değil. Şekillenmemiş duygular, bir beğeni. İçimden gelmiş, ona takılmışım da öyle beste yapmışım.

- Lisede aşk yok muydu?  
O yaşın getirdiği masum çapkınlıklar olabilir. Unutamadığımız kimse yok. Yüzümüz ak, pürü pak varlığımızı devam ettirdik. Şükürler olsun.

- Hiç terk edildiniz mi?
Bu gibi şeyler de yaşanmış olabilir (gülüyor)… Çocuklukla karışık herkesin yaşadığı birtakım duygular.

- Gecesi gündüzü var mı ilham perinizin?
(Karadeniz şivesiyle) Ha punun zamani yoktur da böyle celiyi bağa. (Kahkahalar)…  Rüyamda bile beste yaparım.

- Son olarak ne söylemek istersiniz?
Berhudar olun, mutlu olun, herkes mutlu olsun. Ama mutluluğu yakalamak yürek ister. Cesaretini mutluluğun için göster. Cesur olamayan mutluluğu         yakalayamaz.

İÇİMDEN ACAYİP DANS EDERİM
– Kimi dinlerken hüzünleniyorsunuz; dans eder misiniz?

İsim vermem. Çoban saflığında ifade edilmiş bestelere bayılırım. Herkes hissedemeyebilir. Ama biz sarrafız, altının değerini, onun ne kadar saf olup olmadığını görürüz. Saflık beni kendine son derece bağlar. Halk türkülerimizi, klasik batıyı dinlerim. Country’leri de çok severim mesela. Bir zamanlar dans ederdim ama utanarak. Utangaçlık hâlâ yapımızda var ya, fazla dans edemem. İçimden acayip dans ederim, parmaklarım dahi durmaz da. Tabii ki slowları daha çok tercih ediyorum (gülüyor)…

- Derdinizi içinize mi atarsınız? 
İçime atmak değil de, hak edene bile gönül kırılmasın diye ne kötü söz söylemişim ne şiddet göstermişimdir. Şiddet gösterecek nice olay nice insan oldu ama sakin oldum. Kendimle barışık biriyim. Kendiyle barışık olan da güçlü insandır. Kolay kolay kızmam trafikte kornaya bile basmam. Gerek duymam. Beklerim. Nedeni vardır diye düşünürüm. Ama biri başkasını rahatsız ediyorsa o zaman tepkimi gösterir, rahatsız etmemesini rica ederim.

Monte KrIsto’ya özenirdim
– Size niye ‘Kont Orhan’ diyorlar?

Lise yıllarıydı. O zaman romantizm daha farklıydı. Monte Kristo Kontu karakteri hoşumuza giderdi. Haksızlığa uğramış bir tipti. Bir sürü sıkıntı yaşar sonra servetle döner, parayla intikamını alırdı. Çok şık, soylu olmasa da asilzade gibiydi. Bir de giyimine kuşamına dikkat edene öyle denirdi. Ben de giyinmeyi, kendime bakmayı severdim. Titizdim bu konuda. Bir de özenirdik Monte Kristo Kontu’na, gece 12 oldu mu sokağa çıkardık. Kurt başlı bir baston yaptırmıştım. Gece çıkar tak tak tak yürürdük. Gecenin o saatinde duysunlar da “Orhan geliyor” desinler diye dolaşırdık.

- Size bir de ‘Ayı Orhan’ da derlermiş…
Hay Allah (pat diye sormam onu şaşırttı ama yine de gülüyor), ayı olur mu? Ben eski sporculardanım. Bileğim kuvvetlidir. Bakmayın, müzik ağır basmasaydı güreşte dünya şampiyonluğuna gidebilirdim. Milli takımı çalıştıran Nuri Boytun hocamız “Dünya şampiyonu olabilirsin” derdi. Arkadaşlarım bana el şakası yapardı sesimi çıkarmazdım ama ben onlara el şakası yapınca bir daha şaka yapamazlardı (muzip muzip gülüyor). İşte buradan adım ‘Ayı Orhan’ kaldı.

Orhan Baba’nın ‘en’leri…
En baba aşkım, meydanda.

En baba kızgınlığım, 20’li yaşlarımdaydı. Karşı taraf hak etmişti. O kızgınlıkla bir yanlışlık yapsaydım şimdi yoktum. Kızmam kızmam ama kötü bir kararı da şu dünyada belki de en geç ben veririm. Karar verdiğim zaman da uygularım. Allah göstermesin. Kızdığım zaman “Orhan haklı” derler.
Küfürü hiç sevmem ama en baba küfrüm, -çok yakın olduğum arkadaşlara- “Ebenize muhtelif selamlarımı takdim ederim” derim.
En baba mutluluğum, ailem başta olmak üzere herkesin mutlu olmasıdır. Güzel bir ürün ortaya çıkarmanın mutluluğu parayla hesap edilmez.
En baba aşk acısı, yok şu anda.
Ferdi Baba, Müslüm Baba, Orhan Baba içinde en baba Süleyman Demirel’dir. Halkımızın verdiği bir lakaptır, benim için ayrı bir gururdur. (Sesini kalınlaştırıp) “Orhan Baba”, “Baba” diyor, vay ne saygın bir lakap! Herkese verilmiyor.

 

 

http://www.aksam.com.tr/ekler/cumartesi/popstardan-ancak-star-namzeti-cikar/haber-179736

Bir önceki Orhan Gencebay: Müzik sektörü çöktü başlıklı haberimiz etiketi, orhan gencebay etiketi ve orhangencebaymuzik etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.

338 okunma | Mar 23rd, 2013 | 2013 Haberleri