Akil derken sakil olduk

Haber Kategorisi: 2014 Haberleri

Berkin’e şiir atfetti… Orhan Gencebay HT Pazar’a konuştu

KÜRŞAD OĞUZ / HT PAZAR

Orhan Gencebay’ın MESAM hamlesini duyunca kapısını çaldım. Şarkılarından yola çıkarak Türkiye’yi konuştuk. Bu arada dombra dinledim, konser müjdesini de aldım. Hayatında hiç konser vermeyen, “Veremez” denen Gencebay, çok yakında sahnelerin tozunu atacak. Hem de Madonna’vari bir şovla…

MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği) yönetim kuruluna adaylığını duyunca çaldım kapısını Orhan Gencebay’ın. O bahaneydi tabii; 71 yaşındaki müzik devinin bugünün Türkiye’sini nasıl gördüğünü anlamaktı niyetim. MESAM’la ilgili bölümü dün HT Magazin’de okudunuz.

Sonucu bilmiyorum ama şunu net görüyorum: Orhan Gencebay çözüm süreci dediğimiz şeye gerçekten inanmış. Müziğinde oluşturduğu sentezi Türkiye’de de görmek istiyor. Tarihi, sağ-sol günlerini, iktidarı, cemaati, Berkin’i, “arabesk yaftası”nı, özetle çok şeyi konuştuk “Baba”yla. Ama en babası, söyleşi biterken patlattığı bombaydı: Hayatında hiç konser vermeyen, “veremez” denen Orhan Gencebay, çok yakında sahnelerin tozunu atacak. Hem de Madonnavari bir şovla…

Yaptığınız müzik nedeniyle bir dönem yasaklıydınız.
70’lerin sonu, 80’ler…

Bugün benzer bir baskının olduğunu düşünenler var…
Genç sanatçılara bazen geçmişi anlatıyorum, inanamıyorlar. Şu anda bunların hiçbiri yok. Bir zamanlar TRT tek yayın yeriydi. Hatta çok sanatçı arkadaşımızın popülerliği TRT’den kaynaklanır.

Zaten başka bir yer yoktu.
Bense hiç TRT’ye çıkmazdım. Çok nadir, 6-7 yılda bir belki. O da yılbaşı, bayram olursa. O zamanlar hem sinemada hem müzikte sansür vardı. Ama bunu TRT yapıyordu. Çünkü tekti. Bazı kişiler sanki ölçüler veriyordu; “Bunu yayınla, şunu yayınlama” diye. Neye dayanarak? O zaman kara listeler vardı.

Siz çıkmıyorsunuz ama eserleriniz söyleniyor muydu?
Ben oraya eser göndermedim, o ret keyfini onlara yaşatmamak için. Sonra çok şey değişti. Hâlâ bazı şeyler var gibi görünse de eskisi gibi değil şüphesiz.

Genel kültürel ortamdan bahsediyorum. İktidarın muhafazakâr olmayan sanata ve sanatçıya tepkisi yok mu?
Müzikte böyle bir sıkıntı yok.

40 yıl önce insanlar isyan duygusunu, rejime tepkisini, sizin müziklerinizde ifade ediyordu…
Ben ona “Protest yapılar” diyorum. Benim protesto ettiğim konular vardı. Siyasetçi olarak değil; ben siyasetçi olmadım, olmam da. “Sanat siyaset yapmaz” diyen biriyim.

Onu kime veya neye söylediniz ilk?
70’li yıllardaki sağ-sol olaylarından dolayı ülkemizde yaşanan o acı günler için söyledim. 39 sene evvel yazdım. Gençlerimiz birbirini öldürüyordu. 78’de yine “Nedir bu kin, nedir bu nefret” dedim; “Yaşamak bu değil” dedim. Sonra insanlara hak verirken “Sen de haklısın” dedim, ama “Hak aranır eğer varsa, aranıp da bulunursa” diye ekledim.
“Hakkınızı arayın” diyorsunuz yani.
Tabii. “Ben topraktan bir canım senin gibi, çiğnesen ne fark eder” dedim. Eşitliği anlatmaya çalıştım. Ve 1995’te, “Gelin birlik olalım, Yarın çok geç olmadan” dedim. İnsanlarımız birbirine zarar veriyor, birbirini ötekileştiriyor. Barış için söyledim bunları.
Bugün o şarkılarınızın hangisini söylersiniz?
“Gelin birlik olalım, Yarın çok geç olmadan.” Ama bunları aşacağız. Sağduyu galebe çalacak.

Berkin Elvan için de bir şey yazdınız…

15 yaşında bir yavrucuk öldü. Neden? Seneler evvel yaptığım “Küçüksün Yavrum”un sözlerini Sevim Hanım’ın Instagram’ında ona ithafen yayınladım.
Ne hissettiniz o ölünce?
Her ölümde korkunç üzülüyoruz, çocuk olunca çok daha fazla. Siyasilerimiz veya yönetenlerimizin daha dikkatli konuşması lâzım. Çok gönül kırarak konuşuyorlar. Söylenecek ne varsa usulünce söylenmeli. Böyle diyorum ama öyle laflar duyuyorum ki tüylerim diken diken oluyor. Biri değil, hepsi birbirine söylüyor.
Bu şiirde ilginç bir bölüm var. “Mutluluk ile mutsuzluk kardeş/ Kardeşin kardeşten farkı var…” Kardeşiz diyoruz ama bir türlü eşit olamıyor muyuz?
Birbirimizi yabancılaştırmamalıyız. Bizim insanımız binlerce yıldır burada. Yönetimler değişti ama halk aynı. Yine devam edecek. Barışı kendi içimizde arayacağız ve birbirimizle iyi geçinmemiz gerektiğini kavrayacağız. Farklılık var, ayrılık yok diyeceğiz.
Akil İnsanlar heyetine de bu duygularla mı girdiniz?
Barışla ilgiliydi tamamıyla. Orada birçok yanlış algılama oldu.

Size kızanlar oldu.

Anlamadıkları için. Bazı siyasi rakipler de bunu farklı ifade etti. Aslında âkil o. Âkil derken sakil olduk (Gülüyor…)

Karadeniz heyetindeydiniz aslında…
Ama iki doktorum da göndermedi. Benim kalp ritmi sorunum var. Nabzım 30’lara düşüyor. İstanbul dışına çıkarmıyorlar. Arayıp İstanbul’da görev yapmak istediğimi söyledim.

Halk toplantılarına gittiniz mi?
Yahudi, Rum, Ermeni vatandaşlarımızla sohbet ettik, rapor hazırladık, ülkemizin resmini çektik bir nevi. Bunun neresi kötü? Yok maaş alınmış da, palavra…

İktidara ve Başbakan’a yakın isimler gibi sunuldunuz. Bundan rahatsız oldunuz mu?
Buradaki maksadı bildiğim için, olmadım. Son derece onurlu bir görevdi. Bu görevi bu iktidar değil de sayın Kılıçdaroğlu, sayın Bahçeli teklif etseydi yine seve seve kabul ederdik.

Bahçeli sizinle ilgili ağır konuşmuştu.
Çok üzüldüm. “Develer” dedi bize. Dilim varmıyor söylemeye. Dümdüz gitti. Bu sözleri duyunca tansiyonum 24’e çıktı. Hastaneye gittim. Dadaloğlu’nun bir sözü var, onu söyledim: “Deveyi tuz öldürür/ Sürmeyi göz öldürür/ Yiğidi kılıç kesmez/ Bir kötü söz öldürür.” Benim gönlümü neden kırıyor sayın başkan, dedim.

 

Sonra düzeldi mi aranız?
Yok. Tabii siyaset farklı bir konu. Siyaset yaparken insanlar her malzemeyi kullanabiliyor. Biz de o arada kaynadık.

Taraf durumuna düştünüz.

Biz ülkemizden tarafız. Bu hükümet “Barış” diyor. Bu harika değil mi? Bugüne kadar böyle bir şey yapılmamış, ilk defa bu iktidar buna tevessül ediyor. Siyaset sadece ideolojik söylemler değildir. Hizmetini iyi yapan siyasetçi en iyi siyasetçidir. Mevlâna, “Hizmet erlerine yol açın” diyor.

 

Hizmet dediniz de, iktidar-cemaat çatışmasına ne diyorsunuz?
Atatürk’ümüz, “Benim naçiz vücudum bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyor. Ben buna bakıyorum. Şu an ülkemize zarar veriyor gibi görünse de biliyorum ki insanların çoğunluğu ülkemizi korumak için bunu yapıyor. Öyle inanmak istiyorum.

 

Yani iki tarafın da derdi aslında ülkeyi korumak…
Siyasi değerlendirmiyorum. Bunlar bir gün kesinlikle bitecek. 70’lerde sağ-sol olaylarını yaşadık. Bizi bölmek istediler. Laik-antilaik, Kürt-Türk dediler. Bunları aşarız. Biz bir bütünün parçalarıyız. Kendimize sahip çıktığımız zaman, “dil, din, cins, ırk farklılığı var ama ayrılığı yok” dediğimiz zaman dava bitecektir. Ülkemize hizmetler yapıldı, bu kazanımları da kaybetmeyelim.

 

Gezi olayları da kazanımların kaybı mıydı sizce?
Birkaç ağaç için oraya giden masum, tertemiz çocuklarımızı çok seviyorum. Fakat onla kalsaydı keşke, kalmadı. 150-200 araba yakıldı, kaldırım taşları söküldü, şiddet kullanıldı. O zaman farklı şeyler olduğunu gördüm. Ben de çevreciyim; Kyoto’ya imza atmış adamım.

 

Kyoto Protokolü’ne şahıslar imza atıyor mu?
Daha evvel ben şahıs olarak bunu onaylayan biriyim. Tarkan’la da bir klip yapmıştık çevreyle ilgili. Ama Gezi’de farklı şeyler oldu. Bunları kim yaptı?

 

“Demokrasi iyice daraldı, baskı var, kendimizi sokakta ifade ediyoruz” diyorlar.
Araba yakarak mı, taşları sökerek mi?

Polisi de unutmayalım.
O da yanlış. Burada normalin dışına ne çıkmışsa, demokratça değildir. O çevreci masum çocuklar gerekeni yaptılar, ne güzel. Orada kalsaydı keşke.

 

“70’lere mi dönüyoruz” duygusuna kapıldınız mı o günlerde?
Hayır. Kolay dönmeyiz o günlere. Orada muafiyet kazandık belki. 70’ler en kötü yıllardır. Mahalleden mahalleye geçemiyordunuz. Yolda giderken sağcı veya solcu diye beynine kurşun sıkılıyordu adamın.

Sizi sağcı mı biliyorlardı solcu mu?
Ben kimseye sert bakmayıp gönül kırmamaya özen gösterdim. Farklı siyasi fikirlerin temsilcileri bana hep geldi 70’lerde. Acilciler, Ülkücüler, Akıncılar… Hepsi de genç, aslan gibi delikanlı. Bu vatanın evlatları.

 

Ne dediniz onlara?
“Hepinizin gayesi ülke içinse de farklı yöntemlerle maalesef ülkenize zarar veriyorsunuz, yapmayın” dedim. “Haklısın Orhan Abi” dediler. Yaşamayan bilmez, 12 Eylül’den önce karakola gittik bir olay yüzünden. Çıkınca hüngür hüngür ağladım. Neden? Karakolda iki polis vardı. Biri sağcı, biri solcu. Pol-Der, Pol-Bir. Yani benim devletim iki taneydi karakolda. Oraya gelene soruyorlar. Sağcı mısın? Ona sağcı polis bakıyor. Solcu musun? Solcu polis bakıyor. Böyle bir şey düşünebiliyor musun?

 

Savaştan rant sağlayan bir gizli el mi kastettiğiniz?
Dünyada söz sahibi birileri var. Tüketici toplum olmaya yönlendirilmiş bir dünyanın nimetini yemek istiyorlar. Dünyanın gidişini bildikleri gibi yönlendirmeye çalışıyorlar. Güçleri yeterse. Bize zarar ancak bizden gelir. Bütün olabilirsek, her şeye inanmayıp birbirimize sahip çıkarsak, bu kötü sözler söylenmezse inanın çok aşama kaydederiz.
Pek çok insan “17 Aralık, yolsuzluk derken o iş bitti, ikiye bölündük” diye düşünüyor.
Türkiye bölünmez. Şu anda çok sert zamanlar yaşasak da bazı güzellikler bir anda her şeyi değiştirebilir.
‘AHMET KAYA BENİ SEVERDİ, BEN DE ONU’

Türkiye’de demokrasinin geliştiğine inanıyor musunuz yoksa geriye mi gidiyoruz?
Daha iyi olabiliriz. Fakat 10-20 yıl evvelki gibi değiliz, bayağı yol kat ettik. Şu barış konusunda mesela. 60’larda stüdyodayız, bir Kürt kardeşimiz yapacağı albümde Kürtçe okuyacaktı. “Oku” dedik, “Okuyamam, yasak” dedi. Yok ya, ne demek yasak? Zorla söylettik ona. Ama yasakmış gerçekten. Kürtçe konuşmak yasakmış. 50’lerde Ermeni-Rum vatandaşlarımız için “Vatandaş Türkçe konuş” diye yazarlardı. Ne demek ya? O insan Ermeni ise kendi kültürünü yaşayacak. Rum, Kürt, Laz, Çerkez yaşayacak. Ama biz Türk vatandaşıyız, Türk milletiyiz. Barış burada lâzım bize.
Ahmet Kaya‘nın Magazin Gazetecileri Derneği gecesinde yaşadıkları için Başbakan “Herkes yoktum diyor, hepiniz oradaydınız ulan” demişti. Siz orada mıydınız?
Bir şey söyleyeyim mi, inanın hatırlamıyorum. Orada olsam bile demek ki bize duyacağımız bir şekilde intikal etmedi. Kimse anlamadı ne olduğunu.
Ama orada mıydınız?
Orada olsam hatırlardım belki. Yahut hatırlamıyorsam, demek ki çok önemli değildi. Biz öbür uçtaydık demek.

Herhalde başka yerdeydiniz.
Bilmiyorum ki. Belki de yoktuk. Ben hatırlamadığıma göre o olay çok lokaldi.

Ama orada mıydınız?
Orada olsam hatırlardım belki. Yahut hatırlamıyorsam, demek ki çok önemli değildi. Biz öbür uçtaydık demek.

Herhalde başka yerdeydiniz.
Bilmiyorum ki. Belki de yoktuk. Ben hatırlamadığıma göre o olay çok lokaldi.

Başbakan’la görüşüyor musunuz?
Başbakan’ı çok evvelden tanırım. Bazı akrabaları beni arkadaşımdı. Birkaç sene Kasımpaşa’da yaşadım. Sayın Başbakan belediye başkanı iken kendi konularımızla ilgili çok konuştuk. Çok yardımcı oldu.
Nasıl biri sizce?
Bunu söyleyince insanlar hemen “Tayyipçi” diyor. Ben görevini iyi yapan, insanları seven, inancı güçlü olan insanları severim. O da görevini yapma çabasında. Şu anda tek başına iktidar olmanın zorluklarını yaşıyor ama tek başına karar vermek gibi bir kazancı da var. Koalisyon dönemlerine iktidar üç ayda bir değişiyordu, Bakanlar Kurulu toplanamıyordu. Koalisyon belki görünüm olarak daha iyiymiş intibaı verse de, keşke yürüse, farklı fikirler birarada hizmet yapılabilse. Ama bizde bu kültür gelişmedi. 60’larda Demirel, sonra Özal; ne zaman tek başına iktidarlar oldu, o zaman daha fazla hizmet yapılabildi.
Fethullah Gülen ile görüştünüz mü?
Karşı karşıya hiç gelmedik.

Muhafazakâr, dindar, laik, Kemalist, demokrat… Kimdir Orhan Gencebay?
Ben insanım. Herkes kendi hayatının başrolünde, kendi filmini kendi çekiyor. Yeter ki herkesin sınırı bir başkasının sınırında bitsin. Bana 60’ların sonunda sormuşlardı “Hangi rejimi beğeniyorsunuz” diye. Dedim ki “Benim beğendiğim rejim henüz olmamış olan rejimdir”. (Gülüyor…)

‘SOSYOLOGLAR BİLMEDEN YALAN YANLIŞ KONUŞUYORLAR”

Hakkınızda yazılan kitapları okudunuz değil mi? Mesela Meral Özbek’in kitabını…
Tabii.

Bir de “Aşk Cumhuriyeti” adlı bir kitap var. Bir bölümü size ayrılmış.
Onu ben niye görmedim?

Orada sizin için “Müşfik modern” deniyor. Müziğinizin o dönem göçle gelen insanlara umut olduğu söyleniyor. “Arabesk değil ama Arap etkisi var” diyor…
Hayır. Arap etkisi diye bir şey söyleyemeyiz. Çünkü Türklerle Araplar özellikle İslamiyet’ten sonra çok kaynaşmışlar. İki kültür iç içe girmiş fakat her şeye rağmen Arap’ın kendi geleneği var, Türk’ün kendi geleneği.

Orada sizi sadece kültür adamı değil, dönüştürücü güç olarak da görüyor. O kitlelerin şehre eklemlenmesi, daha farklı bağlar kurması…
“Kırdan kente göç eden, varoş insanı ile bütünleşen bir müzik bu” söylemine şiddetle karşı çıkarım. Bunu Meral Hanım’a da söyledim.
Yanlış değerlendirdiklerini mi düşünüyorsunuz?
Evet. İnsan yerinde doymayınca, büyük şehre gelip daha iyi yaşamak çabasında bulunuyor. Şehrin kenarlarında yerler ediniyor, gecekondular yapıyor. Bu sosyal hareketi sosyologlar ifade edebilir. Ama bunun müzikle ne alâkası var? “Siz sosyologsunuz, müzik biliyor musunuz” dedim ona. Hayır. “O zaman neden müzikle ilgili benzetme yapıyorsunuz? Bırakın müzikologlar konuşsun” dedim. Müzikologlar da yok, konuşmuyorlar. “Sosyologlara müzikle ilgili yorum yapmayın” dedim. Ondan sonra hiç yapılmadı. Müzikle ilgili yorumu müzisyenler yapsın. Ben yapıyorum işte. Ben müzikte yeni bir yapı oluşturmak istedim.
Nasıl?
6 yaşımda klasik Batı müziğiyle başladım müziğe. Şehrin varoşlarında da yaşamadım. Sanat müziği, halk müziği, caz, rock, hepsiyle ilgilendim. “Arabeskçi” diyorlar bana. Arabesk nedir? Arap etkinliğidir. Ama ben “Serbest çalışmalar” dedim. Buna Türk müziğinin ihtiyacı vardı. Benim müziğimi herkes dinliyor. Varoştaki de, köydeki de, Nişantaşı’ndaki de.
Son 5-10 yılda müziğinize tekrar bir dönüş oldu sanki. Lüks barlarda, zengin kitle çalmaya, söylemeye başladı…
Böyleydi zaten. Sadece olumsuz arabesk yaftası vardı. Böyle saçma şey olur mu? Arabesk var tabii; eski Mısır’dan, firavunlar döneminden yayılan bir kültür. Bilmeden yalan yanlış konuşuyorlar.

Tarihe nasıl merak sardınız?
Türk müziği tarih boyu nerelerden etkilendi, nereleri etkiledi diye araştırayım dedim, karşıma dünya tarihi çıktı. Atalarımızın etkileyip etkilenmediği yer yok.

Dombraya rastladınız mı?
Dombrayı iyi biliyorum. Türk kökenli Kazakların iki telli milli enstrümanı. Aynı zamanda milli şarkıları.

AK Parti ve MHP arasında kavgaya neden oldu.
Partiler sloganlarını en üst düzeyde yapmak için bu müzik değerlerini kullanıyor. İki taraf aynı şeyi düşününce patırtı oldu.

Kaç beste ve güfteyle kaç sanatçıyı ünlü ettiniz?
Öyle söylemeyeyim. 114 sanatçı arkadaşla firmamda (Kervan Plak) çalıştık.

Eserlerinizi verdiğiniz?
Yüzlerce sanatçı var. Benim eserlerimi okumayan azdır. Albüm olarak çok miktarda verdim. Son yaptığımız bir tribute var. 33 eserimi 32 sanatçı kardeşim seslendirdi.

Konser vermediniz hiç…
Ben hiç sahneye çıkmadım. Ama onun için hazırlıklar yapıyoruz.

Öyle mi?
Bu siyasal ortam hararetli olduğu için erteledik. Daha sakin bir dönemde olacak.

Halk konseri mi?
Evet, stadyumlarda.

Tribute albümdeki gibi farklı tarzların olacağı bir konser mi?
Çok değişik, dünya çapında bir sunum olacak. Hazırlıklarla ilgili yurtdışından, İngiltere’den, Hollanda’dan uzmanlar gelip gidiyor.

Tek mi çıkacaksınız?
Büyük ihtimalle ama belki sürpriz başka şeyler de olabilir.

Ne kadar bekleyelim bu konser için?
Aslında haziranda çıkacaktık ama şu anda olmaz. Ağustos, eylül veya biraz daha sakin bir ortamda.

Aşağı yukarı 70 yaşındasınız…
41 yaşındayım. (Gülüyor…)

50 yıl sahneye çıkmadınız, neden şimdi?
Şu ana kadar çıkmadım ama mutlaka yapmalıyım. Yaşamımda hiç yapmadığım bir şeyi yapmak için özellikle yapmak istiyorum. Çeşitli rivayetler var, şunlar bunlar. Olacak şey değil ama onun için de yapmak istiyorum.
“Sahnede söyleyemez” dedikleri için mi?
O da var da, ben hep erteledim. Fazla erteledik. O zaman yakışır bir şekilde, en görkemli şekilde çıkalım da gösterelim. Yaklaşık 10 tane konser. Yurtiçi 5-6 tane, yurtdışı da var.
İstanbul harici de olacak yani.
Türkiye, İstanbul ağırlıklı, ama Avrupa belki Amerika da var.

Mesela Diyarbakır?
Düşünülüyor bunların hepsi. Tabii teknik konu zor. Çünkü arkadaşlar bu yapılmadık bir sunum olsun diye çok büyük gayretle çalışıyor.

Çok masraflı bir şey olacak.
Çok. Böyle bir şey yapılmamış olacak daha önce Türkiye’de. Benzerini ancak Madonna geldiğinde yapmıştı. En az Madonna’nınki kadar olacak. Her şey en görkemli şekilde; görselliğiyle, duysallığıyla, koreografisiyle, dekoruyla en üst düzeyde olacak. Yalnız sahne değil, başka şeyler de yapacağız.
Çok masraflı bir şey olacak.
Çok. Böyle bir şey yapılmamış olacak daha önce Türkiye’de. Benzerini ancak Madonna geldiğinde yapmıştı. En az Madonna’nınki kadar olacak. Her şey en görkemli şekilde; görselliğiyle, duysallığıyla, koreografisiyle, dekoruyla en üst düzeyde olacak. Yalnız sahne değil, başka şeyler de yapacağız.
Ne mesela?
Müzikte ne yapmak istediğim ve nelerle karşılaştığımı anlatan bir kitap yapacağız. Belgesel nitelikli sinema filmi yapacağız. Ve üç-dört albüm. Biri rutin, biri remiks, belki yurtdışı bir-iki tane. Şarkılarımı yurtdışındaki bazı virtüozlar söyleyebilir.
KONSERDEN İLK TÜYO
Orhan Gencebay, 71 yaşındaki ilk konserine dombra çalarak başlayacak… 4 sene önce çıkan “Berhudar Ol” albümündeki bir parçasıyla açılacak konser. Bu eserde hem Türklerin hem de müziğin Orta Asya’dan Balkanlar’a ve Anadolu’ya uzanan yolculuğu anlatılıyor. Ama bu kez “muhteşem” bir görsellik eşlik edecek…
http://www.haberturk.com/polemik/haber/932090-akil-derken-sakil-olduk

 

Bir önceki Orhan Gencebay Pazar gezmesine konuk oldu başlıklı haberimiz etiketi, konser etiketi ve orhan gencebay etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.