Bir efendilik markası

Haber Kategorisi: 2014 Haberleri

Bir efendilik markası

 

4 Orhan Gencebay’la saat 15.00’te Etiler’deki ofisinde röportaj yapacağım; beni bekliyor. Saat 13.30’da Yenibosna’dan yola çıkıyorum. Ve size inanılmaz gelecek ama 17.00’ye doğru ofiste oluyorum. Trafik korkunç…

 

Bu arada yolda sık sık ünlü sanatçının oğlu Altan’ı arıyorum.  Telaşla “Ne olacak şimdi? Beynim durdu benim” diyorum. “Babasının oğlu” derler ya Altan tam da öyle inanın.

* Aynı anlayışlı hâller, aynı efendilik… Beni sakinleştirmek için elinden geleni yapıyor telefonda. Nihayet Etiler’deki ofise varıyorum. Allah’ım, utancımdan öleceğim! Ama öyle bir karşılıyor ki beni Orhan Gencebay rahatlıyorum. Toplantı hâlinde olmasına rağmen masasından kalkıp gülen bir yüzle “Hoş geldin” diyor.

* Ben de, “Hatasız kul olmaz” diyerek elimi uzatıyorum… Ve onu bunca yıl neden baş tacı ettiğimizi bir kez daha anlıyorum. Sen yıllardır bu piyasanın kralı ol ama böyle mütevazı bir ruh taşı… Kolay iş değil. Bence Orhan Gencebay gibi bir ismin mütevazılık konusunda sergilediği tavır rahatlıkla tez konusu olabilir. Neyse uzun lafın kısası, Orhan Baba kalbimi bir kez daha fethediyor…

Orhan Baba için hayat nasıl gidiyor şimdilerde?
Olması gerektiği gibi… Ben böyle geniş bakıyorum hayata. Hiçbir zaman ‘İlla şu olsun, bu olsun’ diye düşünmedim. Olması gereken neyse, o olacaktır zaten.

Uzun vadeli planlar kurmuyor musunuz?
Tabii ki insanlar plan yaparlar. Ben de plansız programsız hareket etmeyi katiyen sevmem. Plan; aklınızın, gönlünüzün ve vicdanınızın birlikte oluşturduğu senaryolar, isteklerdir. Plan yaparsınız tabii ama bu planlarınızın gerçekleşeceği anlamına gelmez. Buna rağmen yine yaparsınız. Oysa ısrarcı olmak son derece yanlış…

‘Orhan Gencebay sabrı’ da meşhur…
Hem çok sabırlıyım hem de öfkesine hâkim bir insanım. Ancak bu, hiç kızmayacağım anlamına da gelmez.

BENCİLLİĞE KIZARIM

Bu kadar sakin biri neye kızar?
İnsanların bencilliği… Kurulmuş düzeni bozmaya kadar gidebilecek bencillikler. İnsanların mutluğunu, geleceğini, sağlığını, ekmeğini ve ekonomisini gasp ederek onların yaşamlarını bozma oyunları… Bunun gibi olayları gördükçe insanın tüyleri ayağa kalkıyor.

Neden bu kadar bencil olduk?
Her zaman vardı bencillik. Bilmediğimiz zaman o kadar öfkelenmiyoruz ama bildiğimiz ve gördüğümüz zaman, ispatlı delilli, o zaman daha çok sinirleniyor ve üzülüyoruz. Şimdi iletişim araçlarının fazlalığından dolayı, yapılan ne varsa -iyi veya kötü- daha kolay ortaya çıkabiliyor. Bunların hangisi doğru hangisi yanlış, o ayrı bir konu.

Sosyal medya ile aranız nasıl?
Kesinlikle yok. Hiçbirini kullanmıyorum.

İYİ İNSANLARIN VARLIĞI MORAL

Hayranlarınız sizin için ‘Efendilik Markası’ diyor…
Teşekkür ederim. Bu beni daha çok umutlandırır. Efendilik, hanımefendilik, beyefendilik… Bu kavramlar çok değerli… Bu değerlere sahip olmak; karşıdakine de güven verir, kolaylık sağlar ve mutlu eder. Bu kavramların temsil ettiği davranışlarda adalet vardır. O adalet; güzelliği, iyiliği ve doğruluğu temsil eder. Böyle insanların varlığı başka insanlara moral verir.

Siz yıllardır moral veriyorsunuz, örnek oluyorsunuz
Teşekkür ederim. Aslında hiçbir zaman‘örnek olayım’ diye bir derdim olmadı.

İşte bu nedenle çok seviliyorsunuz ya…
Elimizden geldiği gibi davranıyoruz ve varlığımızı bu şekilde sürdürüyoruz. Sevgili, saygılı, hoşgörülü ve adil olmaya çalışıyoruz. İnsanların hepsine, var olan bütün canlılara saygı duyuyoruz.

‘Berhudar ol’ lafı da dedenizden yadigârmış.
Allah gani gani rahmet eylesin. Büyük dedemin ve Hüseyin dedemin sürekli kullandığı bir deyimdi. Bana da çok
söylerdi. Onlardan bana hatıradır.

YETENEKLE STAR OLUNUR

Pop-star yarışmasında uzun süre jüri üyeliği yaptınız. Bu tür yarışmalardan star çıkar mı gerçekten?
Bu tür yarışmalar varlığını ortaya koyabilmek için bir basamaktır. Kişi yarışmada “Ben buradayım” der ama starlık ayrı bir şeydir. Star olabilmek için çok daha farklı değerlerin ortaya konması gerekir. Bu bir işarettir. O kişinin yarışma sonrasında yapacağı şeylere bağlıdır. Albüm yapmalı, güzel eserler lanse etmeli, halkımız tarafından sevilmeli, aklını, gönlünü ve yeteneğini kullanarak çok daha faal olmalı.

Sanki başarı, popüler olmakla ilgili artık… Buna katılıyor musunuz?
Bir sanatçıyı popüler yapan, star yapan halkın ilgisidir ama sanatçıyı ‘sanatçı’ yapan halk değil kendisidir. Önce doğuştan bir yetenek olacak, sonra bu yeteneği geliştirmek için çalışacak ve nice zaman sonra tecrübelenerek halkımızın karşısına çıkacak. Halkımız onu beğendiği zaman popüler olacaktır. İşte o zaman star da olacaktır. Dolayısıyla popüler olan kişi, gündemde olabilme şansına sahiptir. Onun albümünün, yaptığı çalışmanın ilgi görmesi gayet doğaldır. Yani şöhretli olabilmek zordur; fakat ondan daha zoru devamını getirmektir.

Hiç canınızı sıkan magazin haberi oldu mu?
Biz, zamanında çok olaylar yaşadık; hâlâ da yaşıyoruz zaman zaman. Ben magazinde çalışan arkadaşlarımızın daha bilinçli, daha düşünceli olmalarını isterdim. O zaman yanlış şeyler yapılmaz ama bazıları hiç düşünmeden hareket ediyor. Kendi varlığını ortaya koymak için karşıdakini adeta harcamaya çalışıyor. Son derece yanlış… Hepsi böyle değil tabii, son derece değerli olanlar var.

GERÇEK SEVEN SEVDİĞİNİ KIRMAZ

Siz, aşkı en güzel anlatan şarkılara imza attınız. Ama son dönemde şarkıların sözleri bir acayip… Aşk argo kelimelerle anlatılıyor çoğu zaman…
‘Aşkın tarifi şudur’ diye bir tanım yok. Yani aşk tornadan, tesviyeden çıkmış gibi bir model değildir. Herkesin kendine göre yaşadığı aşkları vardır şüphesiz. Burada aşkın önemini iyi kavramalı ve vurgulamalıyız. Âşık olunan kişi, sevilen kişidir. İnsan sevdiği kişiyi yüceltir, ona toz kondurmaz. Dolayısıyla bu kadar naif bir duygu için olumsuz sözler söylenmez zaten. Gerçekten seven kişi zaten sevdiğini hiç kırmaz. Aşkı ifade ederken farklı cümleler kurulabilir ama bunların hiçbiri amiyane olmamalı. İnsanlar birbirini, ne diliyle, ne gönlüyle, ne aklıyla, ne davranışlarıyla kırmamalı.

‘Bir Ömür’ projesi inanılmaz bir projeydi. Devam edecek mi?
Bir seferlikti. O, dünya çapında bir projedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir bestecinin 33 eserini, 32 farklı sanatçı yorumlamamıştır. Biz böyle bir zorluğu başardık. ‘Orhan Gencebay’la Bir Ömür’ projesinin isim annesi Sevim Hanım’dır. Böyle bir albüm yapabilme şerefi bana nail olduğu için çok şanslıyım.

Yeni çalışmalar var galiba. Sizi yoğun bir toplantı içinde buldum. 
Önümüzdeki yıldan itibaren, bazı ciddi ve büyük çalışmalar yapacağız.
Bu projeler içerisinde konser, film, albüm, hepsi olacak. Bazı yabancı sanatçılar şarkılarımı okuyabilir.
Bir isim söyleyin…
Daha belli değil; bunları başlık olarak söyleyeyim şimdilik.

BİR BELGESEL HAZIRLAYACAĞIZ

Hayatınızın anlatılacağı bir film olacak mı?
Bir belgesel çalışmamız olacak.
Benim müzik yaşamımdaki olayları, bize yakışır bir şekilde ifade etmeye çalışacağız inşallah.

Başka bir sanatçının saygı  albümünde yer almak ister miydiniz?
Olabilirdi. Şu şekilde veya bu şekilde demiyorum ama çok nadiren olabilirdi o.

Sizin şarkılarınızı herkes söylesin mi?  Bir kriteriniz var mı bu konuda?
Tabii ki gerçek bir sanatçı, şarkılarımı gereği gibi değerlendirebilir. Şarkılarım da kolay değildir. Mesajları vardır. İcraları da kolay değildir. Ancak gerçek sanatçılar, gerçek müzik insanları söyleyebilir. Toplumun karşısına şarkılarımla çıkan kişilerin, şarkılarımı gerçekten söyleyebilecek kişiler olmasını tercih ederim. Şarkılarım toplum karşısında iyi ifade edilirse ben de daha mutlu olurum.

MÜZİĞİMDE HER TÜR VAR

Arabesk yıllar önce küçümseniyoru. Şimdiyse rock sanatçılarının şarkılarınızı yorumlamak istemesi gelinen farklı bir nokta değil mi?
Benim müziğimde her türlü müzik yapısını görmek mümkündür. Zaman zaman halk, sanat, caz, rock ve klasik Batı müziği… Hepsi vardır. Çünkü ben bunların hepsiyle ilgilendim. Tüm bu yapı farklılıklarını, kendime göre sentez yaparak ifade etmeye çalışmışımdır. Hepsinden yararlandım ama hepsinin ruhunda bize dönük bir öz var zaten.

Yıl 1975, ‘Batsın Bu Dünya’ dediniz. Batsın mı peki?
Zaman zaman yine bu duyarlılığı hissediyoruz. “Böyle olacağına, batıralım ve yenisini kuralım” diyoruz. Tabii fiziki olarak kim batırabilir ki, mümkün değil. Bizim burada “Batsın bu dünya” dediğimiz, insanların yaşamla ilgili kurdukları düzendir.

Uzun zamandır, tarih araştırmaları da yapıyorsunuz. Tarihimizi doğru anlatabiliyor muyuz?
Genel bir değerlendirme yapmam gerekirse kesinlikle doğru anlatıldığı kanaatinde değilim. Tarihimizi batılı tarihçilerin araştırmalarından etkilenerek anlatıyoruz. Şimdi bizde de araştırmalar başladı. Aslında tarihimizi en iyi biz yazarız. Başkalarının yazdıklarında kasıtlı görüşler, fikirler, yazıtlar da var çünkü. Onlar zarar vermiştir. Batı tarihçilerine de saygılıyız ancak kendi tarihimizi kendimiz yazalım. Şu anda onu nispeten yapmaya başladık ama hâlâ büyük eksiğimiz var. Kendi değerlerimizi gereği gibi değerlendiremiyoruz.

15-20 YIL SONRA ÇÖLLEŞME…

Ayrıca bir çevre gönüllüsünüz ve bazı çalışmalarda yer alıyorsunuz. Dünya bir su sıkıntısı ile karşı karşıya…
Bazı raporlar var; onlar beni çok üzüyor. Kâinattaki sistemlerin normal bir yaşam seyri var.  Bu seyirlere bakıldığında küresel iklim değişikliğini görüşüyoruz. Bu değişiklik maalesef yalnız insan eliyle de olmuyor. Bunlar doğanın içindeki periyodik olaylar. Küresel iklim değişikliği 15-20 yıl sonra dünyamızı çok zorlayacak. Bilim insanlarının senaryolarına göre 15-20 yıl sonra dünyanın çok büyük bir bölümü içme suyu bulamayacak. Sadece içtiğimiz suda değil toprağı suladığımız suda da sorunlar baş gösterecek. Bu açlık demek… Dolayısıyla kitleler halinde kayıplar olabilecek dünyada.
Bazı bölgeler çok daha fazla etkilenecek. Bundan ülkemiz de nasibini alacak tabii ki.

Suyumuza nasıl sahip çakmalıyız?
Bütün dünyanın en önemli konusu su olacak gelecekte. Su kavgaları nedeniyle savaşlar çıkacak. Bu savaşlarda kendi değerlerimizi korumalıyız. Ayrıca, su zengini bir ülke değiliz. Suyumuzu bilinçsizce kullanmaktan dolayı daha da zarar görmekteyiz. Bazı göllerimiz şu anda çok feci durumda. Kurudu neredeyse. Nehirlerimizi, barajlarımızı korumalıyız. Dünyada bir çölleşme var. Ülkemizin bazı bölgeleri için uzak olmayan bir gelecekte çölleşme uyarıları yapılıyor. Bunlar beni son derece üzüyor.

ASLAN BURCUYUM

Uzay bilimleriyle de ilgilisiniz.  Marsa yolculuk ilginizi çekiyor mu?
Aslında isterdim. Bir zamanlar gökbilim çok heveslendiğim bir konuydu. Yani ‘oraları görebilmek ne güzel olurdu’ diye hep düşünürdüm. Astrofizik ilgim zaten 15 yaşından sonra başlamıştı. Çok kitaplar okudum, yorumlar yaptım.

Astrolojiyi takip eder misiniz peki?
Astrolojiye üç sene önce değer vermezdim. Ancak bu konuda iki arkadaşa rastladım. Birisi Yale’de kürsüsü olan bir profesördü, diğeri de Boğaziçi’nde öğretmendi. Onlarla konuştuktan sonra astrolojiye değişik açılardan bakmaya başladım. Genelde fal bilimi olarak görülen astroloji aslında ciddi bakıldığı zaman son derece önemli ve bilimsel bir konu. Çünkü kâinatın içerisinde bir sistem var; bu sistemin içinde başlangıçtan itibaren yazgının bilgileri var.  O bilgilere göre, olması gereken oluyor.

Burcunuz nedir?
Övünmek gibi olmasın Aslan.
Ben de övüneyim o zaman; Aslan burcu olmaktan ben de gurur duyuyorum.
Her burcun ayrı bir yeri var tabii, saygı duyarız.

AŞK BİTMEZ…

“Çağımızda aşk yok oldu” diyorlar. 
Yok öyle bir şey! Olur mu Mezin; imkanı var mı? Aşk hiçbir zaman bitmez… İnsan nesli var olduğu sürece sevgi ve aşk olacaktır. Örneğin, evlat sevgisi hiçbir şeye benzemez. Bir anne-babanın evladına duyduğu sevgi var oldukça, aşk ve sevgi hiçbir zaman kaybolmaz. Biz birçok değerlerle mücehhez doğarız ama farkında değilizdir. Doğuştan itibaren bize her şey verilmiştir. Bebek büyümeye başladığı zaman, o tanımlanamayan duygular netleşmeye, bedenlenmeye başlar. Önce anne aşkıdır, sonra baba, kardeş aşkı… İşte bu, bedensiz olan aşkın bedenlenmesidir. Yaşam     başlar ve devam eder.

Torun, evlattan daha değerlidir denir…

Öyle de tanımlanabilir aslında. Evlatla torun ikisi de aynıdır sadece zaman farkı vardır. Evlat daha çok genç yıllarda kazanılan bir varlıktır. Torunsa daha ileri yaşlarda kazanılan bir varlık.

ÇOK ÜZDÜLER BENİ, ÇOK…

Son ‘Akil İnsanlar’ toplantısında yoktunuz… 
Son toplantıda “Beni mazur görün” demiştim. Sebep olarak da sağlığımı göstermiştim. Çünkü kalbimin ritmi bozuk. Zaman zaman nüksediyor ve beni yoruyor. Özellikle stres yaşadığım zaman artıyor. Bazı insanlarımız ‘akil’lik konusunu farklı değerlendirdi; bu çok yanlıştı. Bana göre ‘akil insan’lık görevi son derece onurlu ve şerefli bir görevdi. Teklif, “Orhan Bey, ülkemiz için, vatanımız için, barış için, insanlık için elinizi taşın altına koyar mısınız?” şeklinde gelmişti. Ben de “Sayın Bakanım, ben ülkemi, insanımı, barışı çok seviyorum. Bunlar için elimden ne geliyorsa yaparım. Burada yapacağım ne varsa şerefle onurla gururla yaparım” dedim. Şimdi bu cümleler sokakta geçen herhangi birine sorulsa, “İnsanlık için, barış için, çalışır mısınız?” dense, hiçbir insanımızın buna “Hayır” diyeceğini düşünmüyorum. Halkımıza gittik, “Ne istiyorsun? Endişen, önerin, korkun var mı?” diye sorduk. Bunları not aldık, hükümeti bilgilendirdik; hepsi bu kadar… Akiller bunu yaptı. Akillerin bir yaptırım gücü yok ki. 63 akil arkadaşımız vardı ama aralarında en çok olumsuz söz söylenilen kişi ben oldum.  Bu beni olağanüstü üzdü. Bu onurlu, şerefli görev; böyle bir şey ilk defa yapılıyor Cumhuriyet tarihimizde.

TÜM CANLILAR MUTLU OLSUN

Siz ayrım yapmadığınızı sık sık tekrarlarsınız zaten… 
Böyle bir ayırım olmasına ihtimal yok. Yaradan’ın yaratığı her varlığa saygı duyarım. Şu dünyada tek bir lisan konuşulsa ve sınırlar olmasa… Bu benim dünyadaki ideallerimin en başında gelir. Bizde dil, din, cins farklılığı vardır; ayrılığı yoktur. Herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak devlete eşit mesafededir. Bu uygulanmış mıdır, uygulanmamış mıdır? Bu yönetimlerin işidir. Ben siyasi olmadığım için -hiçbir zaman da olmayı düşünmedim- bir sanatçı duyarlılığı, bir insan duyarlılığıyla ifade ediyorum. Beni takip eden gönül dostlarım çok iyi bilir. Bazı beni sevenler olumsuz düşündü diye çok üzüldüm; stres yaptım, tansiyonum çıktı ve kalp ritmim bozuldu. Tüm bunlara rağmen, ben onurlu ve şerefli bir görev yaptığıma inanıyorum.  Güzel bir şeydir bu. Son derece güzel bir şey…

Gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
Söylediğim gibi bu dünyada tek lisan olsa ve sınırlar olmasa. Bütün dünya canlılarının mutlu olmalarını istiyorum.  Bunu yapmak için öncelikle kendi ülkemizde, çevremizde barışı sağlamalıyız. Sonra da bu barışı tüm dünyaya yansıtmalıyız. Bütün dünya ülkeleri de böyle yaparsa ve kendi ülkelerinde barışı sağlarlarsa dünya tertemiz olur. O zaman Atatürk’ümüzün söylediği o harika söz gerçekleşir ve ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ olur.

Bu konuda son olarak ne söylemek istersiniz?
Ben duyarlı bir vatandaşım. İnşallah her şey iyi olur.  Ülkemdeki sorunların çözümünün barış olduğunu düşünüyorum. Ayırım yapmıyorum; Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza, kim olursa olsun, her insanımız kendi özelini yaşayabilmeli, kendi lisanını konuşabilmeli. Bizim zaten sağlam ilkelerimiz var. O ilkelerimiz kesinlikle bozulamaz. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz, Türk milletiyiz. Türk milleti tanımı da bir kültür başlığıdır ayrıca, ırkla alakası yoktur.
Bunu da amatör bir tarihçi olarak söylemek istedim; siyasi olarak değil.

 

http://www.aksam.com.tr/ekler/pazar/bir-efendilik-markasi/haber-350559

Bir önceki Valilikten Gencebay'a özel kart başlıklı haberimiz etiketi, konser etiketi ve orhan gencebay etiketi hakkında bilgiler verilmektedir.